Reklam
  • Reklam
ULUSLARARASI TİCARET İMKANLARI
UĞUR ÖZGÖKER

UĞUR ÖZGÖKER

ULUSLARARASI TİCARET İMKANLARI

22 Mart 2016 - 11:58

 

TÜRKİYE’NİN AB İLE GÜMRÜK BİRLİĞİ’Nİ KIBRIS’A TEŞMİL ETMESİ SONUCU YARATILACAK ULUSLARARASI TİCARET İMKANLARI

 

18 Mart 2016’ da Brüksel’ de imzalanan Türkiye-AB Anlaşmasıyla büyük bir ivme kazanan “Türkiye-AB İlişkileri” üzerinde yaklaşık 30 yıldır çalışan bir akademisyen, bürokrat ve STK yöneticisi olarak Türkiye-AB İlişkilerini 40 senedir olumsuz etkileyen hatta askıya alınmasına neden olan  “KIBRIS Sorunu” nun AB bünyesinde GB ( Gümrük Birliği ) ve Uluslararası Ticaret ile Serbest Rekabet” kurallarına uygun olarak Kıbrıs’taki iki toplum için de  adil bir şekilde çözümünde izlenmesi gerekli bazı önerilerde bulunmak istiyorum.

 

Öncelikle KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa AKINCI ile GKRY Lideri Sayın Nikos ANASTASİADİS arasında sürdürülmekte olan görüşmeler bir antlaşma ile sonuçlandırıldığında bu antlaşmanın AB’ nin Birincil Hukuk’una ( primer hukuk )  dahil olarak “Acquis Communaitaire” ( AB Müktesebatı )’ nın bir parçası olması sağlanmalıdır. Aksi halde varılacak anlaşma 1960 Garanti ve İttifaklar Antlaşması gibi kağıt üzerinde kalabilir ve Rumlar kendilerini güçlü hissetleri zaman ve uluslararası konjonktürün kendi yanlarında olduklarını algıladıklarında hemen yapılacak bu Antlaşmayı kendi lehlerine değiştirmeye ve 1963’ te yaptıkları gibi Antlaşmaların ve Anayasanın Türkler’ e tanıdıkları hakları gasp etme cihetine gidebilirler.

 

İkinci olarak yapılacak Antlaşma Kıbrıs adası üzerinde tarihi hak ve menfaati olan Garantör Devletler tarafından da imzalanıp uluslararası hukuk kurallarına göre onaylanmalıdır ( Ratification ). Bu konuda da çok başarılı bir örnek mevcuttur. Bilindiği gibi Yalta ve Potsdam Antlaşmaları ile 2. Dünya Savaşı sonrası önce 4 işgal bölgesine ayrılan ve sonra 1949’ ta 2 ayrı devlete bölünen Almanya; Komünizmin çökmesinden sonra 3 Ekim 1990’ ta Federal Almanya Cumhuriyeti çatısı altında tek bir devlet olarak birleştirilmiştir. Ancak bu süreç kolay olmamıştır. 2 Almanya’ da aynı milletten, ayni dilden, ayni dinden, aynı kültürden gelmelerine rağmen birleşme ayrılmadan 45 yıl sonra 2+4 Antlaşması ile 2 yıl süren bir müzakereler sonucu gerçekleşebilmiştir. Önce 2 Almanya ( Batı Almanya ya da Federal Almanya Cumhuriyeti ile Doğu Almanya yani Demokratik Almanya Cumhuriyeti ) anlaşmışlar, sonra Almanya üzerinde hakimiyet hakkı bulunan 2. Dünya Savaşı’nın Galip Devletleri ABD, SSCB ( Daha sonra Rusya Federasyonu ), İngiltere ve Fransa ile anlaşılmış, Federal Almanya Rus askerlerinin eski Doğu Almanya topraklarını boşaltarak Rusya’ya geri dönmeleri ve Rusya’nın Doğu Berlin ve Doğu Almanya toprakları üzerindeki Yalta ve Potsdam Antlaşmalarından kaynaklanan egemenlik haklarından vazgeçmesi karşılığında Rusya’ ya yüz milyarlarca mark tazminat ödemiş ve sonunda 2 Almanya tek ve egemen bir devlet çatısı altında birleşebilmişlerdir. Kıbrıs’ ta durum aslında çok daha zordur. Birleşecek olan KKTC ve GKRY de yaşayan milletler farklıdır. Kuzey’ de Türkler yaşarken Güney’ de Rumlar ve küçük azınlık olarak Ermeniler ve Marunitler yaşamaktadır. Türkler Türkçe konuşurken, Rumlar Yunanca konuşmaktadırlar, Türkler Müslümanken Rumlar Hıristiyandırlar, nihayet birleşecek 2 devletin topraklarında yaşayan 2 halkın kültürel özellikleri ve tarihi geçmişleri de birbirlerinden tamamen farklıdır.  Dolayısıyla 2 tarafın da gönüllü olarak rızalarına dayanmayacak zoraki bir anlaşma ancak geçici olacak ve kısa zamanda 2 toplum arasında yeniden sürtüşmeler başlayabilecektir. Daha da önemlisi Dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin % 75’ inin bulunduğu Orta - Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde sabit bir uçak gemisi fonksiyonu gören Kıbrıs adası üzerinde tarihi hak ve menfaatleri bulunan, ada’ da yaşayan halklarla akrabalık ilişkisi olan ve 1959 tarihinde imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla garantör ülkeler olarak kabul edilen ve Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde hakimiyet hakları bulunan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ nin de Almanya’nın birleşmesindeki 2+4 Antlaşmasına benzer şekilde 2+3 Antlaşması ile Kıbrıs adası toprakları üzerindeki egemenlik hakları 1960 Antlaşmasına göre kısmen değiştirilerek ve esnetilerek başka bir şekilde devam ettirilmelidir.

 

Kıbrıs’ta 2 toplum arasında sürekli ve kalıcı bir barış ancak “AB” çatısı altında bir birleşmeyle gerçekleşebilir. Bilindiği gibi AB’ nin kendisi bizatihi uluslararası ekonomik entegrasyona ( iktisadi bütünleşme ) dayanan bir “Barış” Projesidir. Almanya ve Fransa tarih boyunca sürekli savaşmışlar ancak AB bünyesinde supra-national ( uluslarüstü ) bir egemenliğin altında önce ekonomik sonra siyasi olarak birleşmeleri sonucu bugün barış ve refah içerisinde birlikte yaşamaktadırlar. Ancak Kıbrıs’ ta ki 2 toplumun ve 2 devletin AB çatısı altında birleştirilmesinde dikkat etmemiz gereken çok önemli hususlar vardır. Soruna taraf olan Kıbrıs, Yunanistan ve İngiltere AB üyesiyken diğer taraf Türkiye AB’ ye tam üye değildir. Ancak AB ile GB       ( Gümrük Birliği ) oluşturmuştur. AB, tam üyeler arasında üretim faktörleri olan a) Mallar b) Kişiler c) Sermaye ve d) Hizmetler’ in serbest olarak dolaştığı iktisadi ve siyasi bir entegrasyonken, GB sadece sanayi mallarının taraf ülkeler arasında serbest dolaşımına dayanan uluslararası bir ekonomik işbirliği anlaşmasıdır. Eğer Birleşme anlaşmasına gerekli özel hükümler ( derogasyonlar ) konulmazsa Birleşmeden sonra Türkiye ve Birleşik veya Federal Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye’ li Türklerle Kıbrıs’ lı Türkler arasındaki ekonomik, ticari ve kültürel ve siyasi ilişkiler ilerde telafisi mümkün olmayacak şekilde çok olumsuz biçimde etkilenecektir.

 

Oluşturulmasına çalışılan Birleşik Kıbrıs Federasyonu’ nun kurucu Kıbrıs Türk Federe Devleti ( Kuzey Kıbrıs ) topraklarına Türkiye AB’ ye tam üye olana kadar veya en az 10 yıl süreyle DEROGASYONLAR yani geçici veya kalıcı istisnalar konmalıdır. Polonya ve Malta AB’ye tam üye olurken ( 1 Mayıs 2004 ) serbest dolaşım konusunda derogasyonlar talep etmişlerdir. Bugün Polonya’nın Silezya ve Pomeranya gibi batı toprakları 2. Dünya Savaşından sonra Almanya’dan alınarak Polonya’ya verilmiştir. Buralarda yaşayan 6 milyon Alman, Almanya’ya gönderilmiş 2 milyon Alman ise Polonya topraklarında kalmışlardır. Polonya’nın AB’ye girmesiyle serbest dolaşım ve yerleşim hakkından faydalanacak birkaç milyon Alman bu topraklara yerleşirse Polonyalılar kendi ülkelerindeki bu bölgelerde azınlıkta kalacaklardı. Keza Malta’ nın nüfusu yaklaşık 400 bindir. Ülkenin ana dili olan Maltaca’ yı ( Maltes ) ancak birkaç bin kişi bilmekte nüfusun tamamına yakını İngilizce konuşmaktadır. Tapınak Şövalyelerine uzun süre ev sahipliği yaptığı için koyu Katolik olan ve kendine özel mezhebi, dili ve kültürü olmayan Malta’ya yarım milyon Katolik İtalyan veya Fransız yerleşse Malta’ da kendine özgü hiçbir kültürel özellik kalmayacaktır. Onun için Malta AB’ ye tam üye olurken 10 yıl süreyle Malta’ ya AB vatandaşlarının serbest yerleşimin engellenmesi talebinde bulunmuş ve bu derogasyon talebi AB tarafından makul bulunarak kabul edilmiştir. Zamanında Polonya ve Malta için 10 yıl boyunca serbest yerleşme hakkından istisna tanındığı gibi Kuzey Kıbrıs ‘ a da AB üyesi ülke vatandaşlarının serbest dolaşımı ve serbest yerleşimi Türkiye AB’ ye tam üye olana kadar askıya alınmalıdır.

 

2. bir derogasyon olarak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti veya sadece Federe Kıbrıs Türk Devletinin ECO ( Ekonomik İşbirliği Örgütü ) – KEİT                ( Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı )  ve İİT’ ( İslam İşbirliği Teşkilatına – eski İslam Konferansı Örgütü İKÖ )’ na katılmasına izin verilmelidir. Gümrük Birliği ( GB ) Antlaşması GB’ ye taraf olan ülkelerin tek başlarına 3. bir ülke veya uluslararası örgütle Serbest Ticaret Antlaşması ( STA ) veya GB oluşturmasını yasaklarken ve bütün GB’ ye taraf ülkelerin diğer 3. ülkelere karşı OGT ( Ortak Gümrük Tarifesi ) OTP  ( Ortak Ticaret Politikası ) ve Ortak Rekabet Politikası uygulaması şartını koymaktadır. Ancak,  Türkiye ile 1970 yılında imzalanan “Katma Protokol” de ve 1995’ te imzalanan “Gümrük Birliği Antlaşması” nda Türkiye’ nin eski adı RCD ( Regional Cooperation for Development / Türkiye-İran-Pakistan arasında kurulan Kalkınma için Bölgesel İşbirliği Teşkilatı ) olan ECO (Economic Cooperation Organisation Türkiye – İran – Pakistan - Azerbaycan-Türkmenistan – Kazakistan – Özbekistan – Tacikistan - Kırgızistan ve Afganistan’ın tam üye KKTC’ nin gözlemci üye olduğu İktisadi İşbirliği Örgütü ) kapsamında üye ülkelere yapacağı “Gümrük İndirimleri” nin AB ile mevcut GB’ ye engel teşkil etmeyeceği şeklinde AB tarafından özel bir madde konulmuştur. Bu maddeler ilk bakışta Türkiye’ nin çok menfaatine olmakla birlikte, aslında AB ülkelerinin Türkiye üzerinden ECO üyesi Kafkasya ve Orta-Asya Türk Cumhuriyetlerine “Sanayi Mallarınıgümrüksüz veya AB Ortak Gümrük Tarifesinden düşük oranda gümrük vergisi ile satabilmeleri ve İran-Azerbaycan-Kazakistan gibi petrol ve doğalgaz zengini ülkelerle Türkmenistan ve Kırgızistan gibi pamuk ve tarım ürünleri ihracatçısı ülkelerin “hammaddelerini” ucuz ve kesintisiz olarak tedarik edebilme olanağı sağlamayı planlamışlardır. Türkiye için AB’ nin lehine konulan bu istisnai maddeler KKTC yerine kurulması planlanan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ nin Kurucu ortağı Türk Devletine de uygulanması için 2+3 Antlaşmasına özel bir hüküm konulmalıdır.

 

Bugün Devletlerarası veya diğer bir tabirle uluslararası ilişkiler ağırlıklı olarak ekonomik ve ticari ilişkilerdir. 1648 Westfelia Barış Antlaşmasından sonra uluslararası hukuk literatürüne dahil olan; belli bir toprak parçası     ( ülke-vatan-yurt ) üzerinde yaşayan insanların ( halk-vatandaş-yurttaş ) üzerindeki karar verme yetkisine sahip en üst otorite olan “Egemen Devlet“ ler arasındaki ilişkiler yüzyıllar boyu “siyasi” yani diplomatik ilişkiler olmuşlardır. Ancak 2 kutuplu sistemin çökmesi ve “Küreselleşme yle birlikte egemen devletlerarası ilişkiler ağırlıklı olarak ekonomik ve ticari ilişkiler haline gelmiştir. Dünya’da;  Ronald Reagan, Margaret Thacher ve Jacques Chirac’ la sembolize edilen ülkemizde Turgut Özal’ la başlayan uygulamayla Bir devlet başkanı veya başbakan başka bir ülkeye resmi ziyarette bulunurken birkaç diplomatın dışında çok sayıda işadamını da beraber götürerek 2 ülke arasında win-win yani her iki tarafın da kazandığı siyasi anlaşmaların yanı sıra ekonomik ve ticari işbirlikleri ve anlaşmalar da yapmaktadırlar. Günümüzde ülkeler arasında siyasi ihtilaflar da askeri-siyasi tedbirlerden çok ekonomik ve ticari yaptırımlarla çözümlenmeye çalışılmaktadır. Saddam zamanında Irak’ a, Kaddafi zamanında Libya’ya, atom bombası yapma niyetinde olan İran’ a Gürcistan ve Kırım’ ı işgal eden ve Kırım’ı daha sonra ilhak eden Putin Rusya’sına ve atom bombası yapma çabasını bütün uyarı ve ikazlara rağmen sürdüren Kuzey Kore’ ye ile Beşer Esad yönetimindeki Suriye’ ye karşı uluslararası ekonomik ve ticari yaptırımlar uygulanmış ve uygulanmaktadır. Böylece uluslararası ticarete katılamayan, hammadde, yarı-mamül ve mamül mallarını satamayan ve ihtiyacı olan hammadde ve diğer ara mallar ile zaruri nihai tüketim mallarını ithal edemeyen kambiyo faaliyetleri ve uluslararası para transferleri kısıtlanan, yurtdışındaki mal varlıkları dondurulan ülkeler büyük ekonomik ve sosyal sıkıntılar çekmekte, telafisi imkansız maddi kayıplara uğrayarak halklarını sefalete sürüklemekte ve sonunda düşmanca tutumlarından vazgeçmek zorunda kalarak uluslararası toplumla uzlaşmaktadırlar.

 

Sonuç olarak Kıbrıs’ta AB çatısı altında bir anlaşma ve adadaki 2 toplum ve devletin kısmen egemenliklerini muhafaza ettikleri “Federal” bir yapıda birleşmeleri hem büyük ekonomik zorluklar çeken GKRY hem de uluslar arası haksız ve hukuksuz ambargolara yıllardır maruz kalan KKTC’ nin hızla kalkınmasına, Türk ve Rum halklarının refah düzeylerinin çok artmasına, adanın doğusunda çıkan doğal gaz ve batısında rezervleri keşfedilen ancak henüz üretime ve işletmeye alınamayan hidrokarbon kaynaklarının Avrupa’ya sürekli olarak istikrarlı ve öngörülebilir bir fiyattan ihraç edilebilmesine imkan verecektir. Bu durum AB’ yi petrol bakımından Arap ülkelerine, doğal gaz bakımından da Rusya’ ya bağımlılıktan kurtaracak, Avrupa’ nın enerji arz güvenliğini garantiye alacaktır. Yıllık toplam GSMH sı 4 milyar dolar civarında olan KKTC’ nin bulunduğu Kuzey Kıbrıs bölgesine en az 20 milyar dolarlık yabancı sermaye yatırımı gelmesi beklenmektedir. Bütün adaya gelecek toplam yatırım miktarının 50 milyar doları bulması planlanmaktadır.

 

Bütün bu olumlu gelişmelerin Türkiye’ ye yararı da Yunanistan’ ın AB’ ye tam üye olduğu 1981’ den beri Kıbrıs meselesi yüzünden AB’ nin Türkiye’ye yapacağı mali yardımları ve Türkiye-AB arasındaki en üst karar organı olan Ortaklık Konseyi toplantılarını bloke etmesinin önlenecek olmasıdır. Ayrıca Aralık 2006’ da AB Konseyi’ nin Türkiye’ nin GB’ ni GKRY’ ne teşmil etmemesi nedeniyle 8 müzakere başlığını askıya alması, açılmış olan müzakere başlıklarının da kapatılmaması kararı da kaldırılacaktır. Böylece hem Yunanistan ile birlikte Dünyanın en büyük deniz ticaret filolarından birine sahip olan Kıbrıs’ın başta Mersin ve İskenderun gibi Türk limanlarını kullanabilecek olmaları Türkiye’nin dış ticaret hacmini ve kapasitesini çok artıracak hem de siyasi nedenlerle Türkiye’ nin “Dış Ticaret” ilişkileri çok az miktarda olan Mısır, İsrail, Suriye ve son uçak düşürme olayından sonra Rusya Federasyonu ile siyasi ilişkileri çok iyi olan Kıbrıs üzerinden GB kapsamında bu ülkelere yapabileceğimiz ihracat miktarlarımız  çok büyük oranda artabilecektir. En önemlisi de Türkiye AB tam üyelik müzakereleri büyük ivme kazanacaktır.

 

DMW Uluslararası Diplomatlar Birliği, EBCA ( Avrupa İşadamları Kulübü ) ve GAÜ ( Girne Amerikan Üniversitesi’ nin 28 Kasım 2015’ te KKTC’ de düzenledikleri “BARIŞA GİDEN YOLDA KIBRIS ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ VE YATIRIM” Zirvesi; Kıbrıs Türk Toplumunun uluslararası entegrasyonlara katılması ve Kuzey Kıbrıs’ a GSMH’nın birkaç katı miktarda yatırım gelmesine vesile olacağı için fevkalade yararlı olmuştur.

 

Son söz uluslararası ticaretin ve karşılıklı ekonomik bağımlılığın olduğu yerde “Savaş” olmaz, barış, refah ve zenginlik olur.

 

Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER *

İstanbul Arel üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

KIBRIS KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ Genel Başkanı

TÜRK-KUZEY KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI Kurucu Başkanı

TÜRDER – Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği Genel Başkanı

DMW – Uluslararası Diplomatlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi

TAV – Türkiye Avrupa Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

AB ve UNDP Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Ticaret Danışmanı

KIBRIS AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ Mütevelli Heyet Üyesi.

www.ugurozgoker.com

*1995’ te TC Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Müşaviri ve 2006’ da AB tarafından finanse edilen UNDP ( BM Kalkınma Programı ) tarafından uygulanan Azerbaycan Gümrük Hizmetlerinin Modernleştirilmesi Projesi Danışmanı olarak AB’ ye uyumlu Türk Gümrük Kanunu ve Azerbaycan Gümrük Kanunlarının hazırlanmasında görev yapmıştır.

 

Son Yazılar