Reklam
  • Reklam
'SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ' OPERASYONU
UĞUR ÖZGÖKER

UĞUR ÖZGÖKER

'SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ' OPERASYONU

28 Şubat 2015 - 20:57

 

Fransızların, 1618-1648 yılları arasında süren 30 yıl savaşları diğer adıyla mezhep savaşları sonrası imzalanan Westfalia Barış Antlaşması ile Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Hukuka armağan ( !!!!!) ettikleri “Egemenlik” ve Egemen Devlet kavramları bugün de uluslararası ilişkilerde devletler arası siyasi, askeri, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel ilişkileri belirleyen en önemli unsur olmaya devam etmektedir.

 

Egemenlik; sınırları belirli bir toprak parçasında (ülke-yurt-vatan) yaşayan belirli bir insan topluluğunun ( halk-millet-ulus ) üzerindeki en üst “Otorite” olmak demektir. Devletin otoritesi o devletteki “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargı” erklerini kullanmakla kendisini gösterir. Şöyle ki;  sınırları belirli ve benzerlerince de tanınmış bir toprak parçası üzerinde yani bir ülkede yaşayan insan topluluğunun yani vatandaş/yurttaşların birbirleriyle olan ilişkilerini ve siyasal iktidarla olan ilişkilerini belirleyen “Hak” ve “Görevlerini” ( yükümlülükleri, devlete karşı olan vazifeleri ) yasalar/kanunlar çıkartarak tespitedenyasama organları ( Meclisler, Parlamentolar, Asambleler, Kongreler, Senatolar vb. ), yasama organının aldığı bu kararları icra eden ( yürürlüğe koyan ) yani uygulayan yürütme organları ( Hükümetler, Bakanlar Kurulu, Kabineler vb. ) ve yasama organlarının çıkartarak yürütme organlarının icra ettiği bu hukuki ve toplumsal kurallara uymayanlara yasal ve meşru yaptırım uygulama yani ceza verme tekeline haiz yargı organları ( Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Ağır Ceza-Asliye Ceza-Sulh Hukuk-Ticaret vb. gibi bağımsız Mahkemeler ) Devletin “OTORİTE’ sinin en belirgin göstergesidir.

 

Egemen Devlet ve Devlet Otoritesi kavramları çerçevesinde hükümetimizin geçen hafta Suriye topraklarında (!!!!!!)  gerçekleştirdiği “Şah Fırat Operasyonu” nu  yani Süleyman Şah’ ın türbesinin bulunduğu Caber Kalesi ve 40 kişilik askeri birliğimizin bulunduğu Saygı Jandarma Karakolunun boşaltılması olayını inceleyelim. İç siyasette iktidarın başarılı ( !!!!!!)bir askeri operasyon; muhalefetin ise büyük bir askeri başarısızlık ve  yenilgi, geri çekilme, Cumhuriyet tarihindeki Türkiye’nin ilk toprak kaybı ve hatta vatana ihanet olarak yorumladığı bu operasyonu iç politikadaki kısır  çekişmeler ve Genel Seçimlere 3 ay kala propaganda malzemesi olarak kullanmak yerine  uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk açısından değerlendirmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim.

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’ nin babası Ertuğrul Gazi’nin babası, yani Osman Gazi’nin dedesi olan Süleyman Şah’ın Anadolu Selçuklu İmparatorluğu sınırları içinde öldüğünde defnedildiği toprak parçası uzun yıllar Türklerin ellinde bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşında yenildikten sonra; Orta-Doğu topraklarıSykes-Picot gizli anlaşması, Wilson Prensipleri ve Sevr Andlaşması uyarınca sözde “Manda” yönetimi adı altında işgal edildi. Bu  süreçte kendi siyasi liderleri olan Osmanlı Sultanı ve yine kendi dini liderleri olan ve İslam Halifesi ünvanını taşıyan Osmanlı Padişahına ihanet ederek arkadan vurmuş ve İngiliz altını ile satın alınan Arapların  coğrafyası uluslaşma ve Devlet olma kapasitesine sahip oluncaya kadar geçici olarak yönetme bahanesiyle İngiliz ve Fransızlar arasında paylaşılmıştır.  Bu paylaşım sırasında Süleyman Şah’ın ve 2 askerinin türbesinin bulunduğu Caber Kalesi o günkiFransız Manda idaresinin ( yani Fransız sömürgesi ) ve bugün egemen Suriye Devletinin olduğu coğrafi sınırları içinde kalmıştır. Maraşel Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları Osmanlı Padişahının imzaladığı Sevr Antlaşmasını reddederek Ankara’ da Türk Milletinin siyasal iradesini yansıtan Büyük Millet Meclisini açmışlar, düşman işgali altındaki esir İstanbul Hükümetini tanımadıklarını beyan edip özgür Ankara’da “Milli İrade”ye dayanan yeni bir hükümet kurmuşlar ve “Kuvayı Milliye” yani Milli Kuvvetler oluşturarak  Milli Mücadeleye başlamışlardır. Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı devam ederken Fransızlar Milli Türk Ordusu ve yerel Türk milis kuvvetlerinin direnişine dayanamayıp Ankara Hükümeti ile anlaşma yapıp, Mondros ve Sevr’e göre işgal ettikleri Şanlı Urfa, Kahraman Maraş, Gazi Antep gibi vilayetlerimizi boşaltarak geri çekilmeyi ve tekrar Türk “Otorite” sine bırakmayı 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile kabul etmişlerdir.

 

Özgür Ankara Hükümetinin batılı devletlerle yaptığı ilk barış antlaşması olması hasebiyle bu anlaşmanın önemi çok büyüktür. Aynı anlaşma ile Yeni Türk Devleti de Hatay-Suriye ve Lübnan’da Fransız “Otorite” sini tanıyordu. Ancak bugün Suriye Devletinin bulunduğu o zamanki Fransız mandası ya da otoritesi altında bulunan topraklar üzerinde kalan ve Türkiye sınırına 40 km. uzaklıktaki Süleyman Şah Türbesinin bulunduğu kale Türk toprağı sayılıyor, burada Türk Bayrağının dalgalanması ve Türbeyi TSK’ ya bağlı bir Türk askeri birliğinin koruması Fransızlarca kabul ediliyordu. Bu husus 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile de bütün eski düşmanlarımızca da kabul edilmiştir. Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Hukuk da “Enclaves” ve “Exclaves” olarak adlandırılan bu durumun; bir devletin her yönden aynı devlete komşu olması yada dört taraftan başka bir devlet tarafından sarılması ya da bir devletin bir toprak parçasının anavatandan ayrı olarak karadan başka bir devletin otoritesi altında bulunan bir topraktan geçilerek oraya ulaşılması olarak Dünya üzerinde çeşitli örnekleri bulunmaktadır. Güney Afrika Cumhuriyeti İÇİNDEKİ Swaziland, Bangladeş bağımsız devlet olmadan önceki Doğu Pakistan ve Batı Pakistan arasında Hindistan’ın olması ve kara bağlantısı olmaması ve bugün Azerbaycan ve Nahçıvan arasında düşman Ermenistan’ın olması aynı ülkenin toprakları arasında kara bağlantısının olmaması ancak havadan ulaşım sağlanması gibi örnekler mevcuttur.

 

Türkiye ile Süleyman Şah’ ın türbesinin bulunduğu toprak arasındaki ilişki de böyledir. Türbe ve bulunduğu Caber Kalesini koruyan 40 kişilik Türk askeri birliği Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye arasında yapılan diplomatik protokoller ile düzenli aralıklarla karadan değişime tabi tutulmaktadırlar. Yani nöbeti/görevi devr alacak askeri birlik de nöbeti devredecek askeri birlik de  Suriye otoritesi altındaki Suriye topraklarından “Zararsız Geçiş” yaparak Caber Kalesine ve anavatan Türkiye’ ye ulaşmaktaydılar.

 

Ancak 3 yıl önce Suriye’ de iç savaşın çıkmasıyla ve anti-demokratik, baskıcı bir totaliter rejim süren % 12 likNasuri ( Arap Alevisi ) nüfusla % 75 lik Sünni Çoğunluğu idare eden ( geri kalan % 13 lük Hıristiyan Arap olan Marunitler, Ortodoks Hıristiyan Ermeniler ile Ortodoks ( Kadim )  Hıristiyan ve Katolik Hıristiyan Süryaniler ) Hafız Esad’ın mahdumu Beşer Esad ülkenin % 80’ inde “Otorite” sini kaybetmiştir.  Şam Hükümetinin kaybettiği yerlerde bir güç ve otorite boşluğu yani vakum oluşmuş, bu boşluğu bütün Kuzey Suriye’ de Özgür Suriye Ordusu, IŞİD ( Irak-Şam İslam Devleti, DEAŞ ) ve PKK’nın Suriye kolu PYD doldurmuştur. Yani Türkiye sınırı ile Başkent Şam’ın hemen dışındaki bölgelerde Suriye Hükümetinin otoritesi yoktur. Burada yasama-yürütme ve yargı fonksiyonlarını ellerinde tuttukları bölge-şehir ve kasabalarda başta IŞİD olmak üzere PYD ve ÖSO yürütmektedirler. Hatta IŞİD işi daha da ileri götürerek Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’ de şeriat esaslarına dayanan bir İslam Devleti kurmuş, vergi alma, askerlik, petrol yatakları işletme, yargılama ve ceza verme ( kafa kesme ) gibi bütün “Egemen Devlet” yetkilerini kullanmaya başlamıştır.

 

IŞİD’ in  Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesinin etrafını sarması sonucu periyodik olarak değişmesi gereken askeri birliğimizin 6 aydır değiştirilemediği bilgisi 10 gün önce ana muhalefet partisi sözcüleri tarafından TBMM gündemi ve kamuoyu bilgisine getirildikten üç gün sonra Türk Ordusu çok sayıda zırhlı askeri araç, tank ve askeri kara nakil araçları ile birlikte özel eğitimli özel kuvvetler komutanlığına bağlı 600 kadar askeri personeliyle karadan Suriye topraklarına girmiş ve sınırımızın 40 km. uzağındaki Saygı askeri karakolumuz ve Süleyman ŞAH ve 2 askerinin türbesine ulaşmış;  orada bulunan 40 kişilik askeri birliğimizi ve 3 naaşı alarak geri kalan herşeyi de imha ederek Türkiye’ye geri dönmüştür.

 

Sonradan öğrendiğimize göre Muhalefetin gündeme getirdiği 6 aydır askeri birliğimizin değişim yapamamasının nedenleri IŞİD militanlarının türbe ve askeri birliğimizi barındıran kalenin çevresine mevzilenmeleri ve değiştirme birliklerimiz transfer halindeyken açık hedef haline gelip saldırıya uğramaları riskiymiş. Caber kalesi ve içindeki türbedeki naaşlar ile askeri karakola ait binalar boşaltıldıktan sonra da herşeyin imha edilmesi IŞİD militanlarının Türk toprağı olan kaleyi muhtemel işgallerinden sonra manevi önemi büyük dini simgeleri ve askeri teçhizatımızı ve binalarımızı propaganda malzemesi olarak kamuoyuna sunup büyük bir zafer kazandıkları imajını vermemeleri içindir.

 

Şam Hükümetinin Türkiye’yi egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiği gerekçesi ile suçlaması son derece haksızdır. Öncelikle Şam Hükümeti yani Beşer Esad’ ın o topraklarda “Otorite”si yoktur. Kanunlar uygulayamamakta, güvenliği tesis edememektedir. Türkiye kendi güvenliği için o bölgede güvenliği sağlayan ve otoriteyi kullanan gruplardan biri olan PYD’ nin yardım ve lojistik desteği ile bu operasyonu yapmıştır. İç politika bakımından bir kayıp ve yenilgi olarak mütalaa edilse bile uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk bakımından yasal ve meşrudur.

 

Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER

AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

Uluslararası Diplomatlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi

Kıbrıs Kültür ve Eğitim Derneği Genel Başkanı

Türkiye-Avrupa Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

www.ugurozgoker.com

Son Yazılar