Reklam
  • Reklam
NÜKLEER ANLAŞMA VE ETKİLERİ
UĞUR ÖZGÖKER

UĞUR ÖZGÖKER

NÜKLEER ANLAŞMA VE ETKİLERİ

08 Aralık 2013 - 15:17

 

ABD-İRAN CENEVRE NÜKLEER ANLAŞMASI VE TÜRKİYE’YE MUHTEMEL ETKİLERİ

 

Eylül ayının son çeyreğinden bu yana devam eden İran-ABD yakınlaşması dünya kamuoyunu hakkı sayılır ölçüde etkilemeye devam ediyor. BM’nin yıllık genel kurul toplantısında üzerinde durulan gündem Obama ve Ruhani arasındaki diyaloglara gözleri çevirdi. Konuşulan en önemli konu ABD ve İran arasındaki nükleer anlaşmada ortak mutabakata varılması idi.

 

Aslında ABD ve İran arasında ilk defa gündeme gelmemiş olan nükleer anlaşma konusu geçmişte de birkaç kere gündeme gelmiş fakat her seferinde sonuca ulaşamadan hüsranla sonuçlanmıştır. Son 15 yıl içinde atılan adımlar İslami rejime tepki olarak iktidara gelen ılımlı reformist Hatemi’ nin “Medeniyetler Diyaloğu” olarak ABD’ye yakınlaşmak istemesi fakat olumlu sonuç alamamasının ardından yaşanan 11 Eylül olaylarını takiben ABD’nin önce Afganistan ve ardından Irak’ı işgal etmiştir. Bu iki ülke ile de ciddi sorunlar yaşayan İran açısından olay bu iki ülkede varlığını koruyan Şii düşmanı rejimlerden ABD sayesinde kurtulmuş olması oldu. Sonuç olarak bu iki işgalin ardından ABD ve İran artık birbirine komşu olan iki ülke konumuna gelmişlerdi. Bu olayların ardından içten içe sıranın belki de kendisine geldiğini düşünen İran 2003 yılında barış elçileri vasıtasıyla ABD ile büyük pazarlığa oturmak istemiş maalesef Bush yönetimi bu teklife yanaşmamıştır.

 

Bu günlerde ise gündeme gelen ABD-İran nükleer anlaşması, İran ile ABD’ni bir kere daha masada karşılıklı oturmak üzere bir araya getirmiştir.  Zannediyorum ki bugünkü koşullar geçmiş yıllarda bir türlü anlaşmaya varamayan iki ülkenin bugün farklı açıdan anlaşma yolunda adımlar atmasını ekonomik ve finansal açıdan yatırımların İran’da son yıllarda ciddi bir sıkıntı içerisinde de bulunması sebebi ile ortak bir çözüm bulmak üzere masada görüşecek. İran’daki yeni rejimin lideri Hamaney; geçmiş yıllardaki dini liderlerin görüş çizgisinden biraz daha ılımlı olarak olaylara yaklaşmayı ve ABD tarafında ise Amerika’nın içinde bulunduğu borç krizi sebebi ile de Obama İran ile olası olacak olan bir savaşın yerine diplomasiyi tercih ediyor.

 

Bu geçirilen tarihi süreç göz önüne alındığında ve nükleer programın en başına gidildiğinde İran nükleer programının 1950’lerde Barış için Atom programının bir parçası olarak ABD’nin yardımı ile başlatıldığı herkes tarafından bilinmektedir.  ABD’nin ve Batı Avrupalı hükümetlerin İran’ın nükleer programına olan desteği, cesaretlendirmesi ve katkısı 1979’da Şah rejimini deviren İslami devrime kadarda devam etmiştir. 1979 sonrası İran hükümeti programı durdurmuş fakat devrim öncesine göre daha düşük bir Batı desteği ile yeniden bir sonraki adımda yeniden canlandırmıştır.

 

2002 sonrasında ABD ve Avrupa tarafından terör grubu olarak adlandırılan bir kuruluşun üyesi tarafından İran rejimi içerisindeki sağlam kaynaklardan edindiği bilgilere dayanarak Natanz ve Arak’taki iki gizli nükleer tesis ifşa edilmiş ve ABD, İran’ı nükleer silah yapmaya teşebbüs etmekle suçlamış ve nükleer kriz süreci başlamıştır.

 

Bugünkü noktada gündeme oturan Cenevre anlaşması ve ABD ile İran’ın nükleer anlaşması yolundaki adımlar ise o günlerden bu günlere adım adım iki ülkeyi getirmiştir. Yapılan son açıklamalarda, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton; İran ile BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya arasında İran’a dair nükleer programına ilişkin müzakerelerde anlaşmaya varıldığını bildirmiş; sosyal medyada ise bu olay Ashton’ın sözcüsü tarafından “5+1 ülkeleri ve İran arasında anlaşma sağlanmıştır” diyerek yayınlanmıştır.

 

Yapılan müzakerelere ABD Dış İşleri Başkanı J.Kerry başta olmak üzere; Rusya, Fransa, İngiltere, Almanya, Çin Dış İşleri Bakanı ve Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif katılmıştır.

 

ABD Başkanı Obama’nın müzakerelere ilişkin olarak söylemiş oldukları ise ses getirici değerdedir. Başkan Obama; “Bugün kapsamlı ve barışçıl bir çözümü başarmaya yönelik gerçek bir fırsat bulunuyor ve bunu test etmemiz gerektiğine inanıyorum. Bugün atılan birinci adım, başkanlığa geldiğim günden buyana İran ile yaptığımız kayda değer somut ilerlemedir” diyerek yaptığı açıklamada İran ile gerçek anlamda başta Ortadoğu ve diğer ülkelerinde barış ve güvenlik içinde yaşamalarına dair önemli bir adım attıklarını bildirmiş ve barışın kazanım getireceğini belirtmiştir. BM ise konuya ilişkin olarak bu anlaşmanın tarihi bir anlaşma olacağından ve hem İran hem de diğer Ortadoğu halkları ve milletleri açısından dönüm noktası sayılacağından söz ederek barışın ve barış ortamının getireceği refahtan söz etmeyi tercih etmiştir.

 

Özellikle ABD ve İran kapsamında ele alınmış ve değerlendirilmiş olan geçmişi de makul ölçülerde olan nükleer anlaşma kapsamı için Kerry; bu adımın daha ilk adım olduğunu belirterek önümüzdeki altı ayda bu sürecin devam edeceğini bildirmiştir. Asıl amacın dünyayı daha güvenli bir yer haline getirecek daha kapsamlı bir anlaşma olduğunu söylemiştir. John Kerry özellikle bölgede olacak olan bu anlaşma ile müttefiki İsrail’i güvenceye alacaklarını ve ortaklarını koruyacaklarını söylemeyi de ihmal etmemiştir. Aslında bir bakıma dünyaya Ortadoğu’nun göbeğindeki tehlike olarak görülen İran’ın artık tamamen İsrail ve diğer devletlere karşı tehdit – vari bir şekilde yaklaşmasının önüne geçileceğini ve bununla birlikte İsrail’in bölge dengeleri içinde güç dengesindeki yerini tam olarak alarak tehlikesiz devam edeceğini de bir şekilde açıklamış bulunmaktadır.

 

Bundan sonraki altı aylık uzun süreçte daha kapsamlı olması amaçlanan nükleer anlaşma İran’ın ABD’ne tam güvence vermesi ve iyi niyetini göstermesinin ardından nihayete ereceği açık olarak görünmektedir. ABD yetkilileri ve Dış İşleri özellikle İran’ın barış yanlısı olduğunu ispatlaması gerektiğini dile getirirken İran’a uygulanan yaptırımların amacına ulaştığı noktada masaya oturduklarını ve bundan sonra gelişecek olan süreçte İran'ın nükleer programına ilişkin temel kaygıların konu alınacağını belirtmişlerdir. Atılan bu adımın ilk adım olduğu ve zor olanın şimdi başladığını özellikle söylemişlerdir.

 

Görünen o ki; nükleer anlaşma konusu tarih içinde de ses getirmiş ve halen tam mutabakat sağlanmadan da ses getirmeye devam eden bir konu olmaya devam edecektir. Bölge dengeleri göz önüne alındığında açık ve net olarak söylenebilecek olan tek şey ise ABD ve İran’ın tam anlamıyla anlaşmaya varmadan netlikle bir şey söylenmemesi gerektiğidir.

 

Konuya Türkiye tarafından baktığımız da ise Türkiye’nin bu antlaşmanın onaylanmasını doğru bulması gayet doğaldır. Çünkü hiçbir ülke yanı başında nükleer silahlara sahip ve bunları dilediği gibi zenginleştiren bir komşu istemez. Bölgede silahlanmanın artması Türkiye için bir tehdit unsurudur, oysaki diplomasinin dili ile sağlanan bir çözüm Türkiye’nin de desteklediği bir durumdur. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki İran bu antlaşma ile herkese stratejik derinlik dersi vermiştir. Zira bu antlaşma İran’a uluslararası arenada yeni bir statü kazandıracaktır.

 

Özellikle Suriye konusunda Türkiye ile ters düşen İran, krizin aşılması konusunda sözü dinlenen bir ülke konumuna gelebilir. Ekonomik açıdan baktığımızda Türkiye, uluslararası topluma entegre olmuş, yaptırımlardan uzak ve komşuları tarafından kabul gören bir İran’ı her zaman destekler. Çünkü bu durum ekonomik olarak Türkiye’nin işine daha çok yarar. İran petrol ve doğalgazının önümüzdeki dönemlerde Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması ve ambargoların kalkması ile İran’ın Türkiye üzerinden dünya ile daha çok ticaret yapması Türkiye için kazan-kazan durumudur.

 

Stratejik önem açısından baktığımızda Batı ile İran arasında yaşanacak bir yakınlaşmanın Türkiye’nin Batı’nın gözünde sahip olduğu jeopolitik önemini azaltabileceği gibi bir algılama olabilir.  Ancak Kafkasya, Orta-Asya ve Orta-Doğu’da Türkiye’nin AB kurallarını yani liberal politikaları uygulaması  ile Türk ve Sünni kartını oynaması, buna karşılık İran’ın   Batı karşıtı, bireyciliği reddeden kolektivist politikalar uygulaması ve Acem ile Şia kartını oynaması Batı'nın ( ABD + Kanada + AB + Japonya ) ve Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgesinin etkin Sünni Müslüman ülkelerinin Türkiye’ye daha çok önem vermelerine neden olacaktır. Ayrıca iktisadi olarak; İran’ın Dünya fiyatlarının altında petrol ve doğalgaz satmasına rağmen uluslararası  ambargolar yüzünden satın alamadığımız buna karşılık Rusya, Irak, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’ dan daha yüksek fiyatlarla tedarik etmek zorunda kaldığımız enerji kaynaklarını hem daha ucuza hem de daha düşük nakliye masrafları ile elde edeceğimiz için cari açık ve dış ticaret açığımız  azalacaktır. İlaveten İran’ın elinde biriken ve BM ve AB ambargoları yüzünden kullanamadığı 800 milyar petro-dolar ECO ( Economic Cooperation Organisation eski RCD – Regional Cooperation for Development  ) bünyesinde kurulacak ortak bir Merkez Bankası ile Türkiye ve Kafkasya/Orta-Asya ülkelerinin kullanımına açılacak böylece  Türkiye’nin yüksek maliyetle dış borçlanması sona erecek, dış finansman sorunu büyük ölçüde çözülecektir. Sonuç olarak Cenevre’den çıkan bu antlaşmanın neticeleri Türkiye için genel olarak çok olumlu olacaktır.

 

Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER

İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve ERASMUS Koordinatörü

KIBRIS KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ Genel Başkanı

Son Yazılar