Reklam
  • Reklam
AB'NİN GÜNCEL SORUNLARI VE GELECEĞİ
UĞUR ÖZGÖKER

UĞUR ÖZGÖKER

AB'NİN GÜNCEL SORUNLARI VE GELECEĞİ

18 Haziran 2014 - 21:56

 

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN GÜNCEL SORUNLARI VE AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİM SONUÇLARI IŞIĞINDA

AB’NİN GELECEĞİ

 

22 -25 Mayıs’ tarihleri arasında çeşitli Avrupa Birliği ( AB ) ülkelerinde yapılanAvrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonucu 5 yıllık süre için Avrupa’nın yeni yasama organı üyeleri yani Avrupa halklarının yeni temsilcileri seçilmiştir. Bu kapsamda “AB’nin Güncel Sorunlarını“ ve yeni oluşan Avrupa Parlamentosu (AP) üyelerinin önlerinde bulacakları ve gelecek 5 senelik yasama döneminde çözmeye çalışacakları Avrupa’nın mevcut sorunlarını irdelemeye çalışacağız. Öncelikle AP’ nin yapısı ve oluşumu ile AB karar alma mekanizmasındaki rolünü ve AP seçim sistemini açıklamanın yararlı olacağı kanaatindeyiz.

AVRUPA PARLAMENTOSU VE AP’NİN 2014 SEÇİMLERİ

 

AB’nin önemli kurumlarından biri olan Avrupa Parlamentosu (AP), “Birleşik Avrupa”nın oluşmasında itici güçlerden biridir. Aynı zamanda Kurucu Antlaşmalarda yeri olan ve Avrupa halklarının siyasi iradesini ortaya koyan temel kurumlardan biridir.

 

AB üyesi 28 ülke vatandaşları, 22-25 Mayıs 2014 tarihleri arasında 8. Kez sandık başına giderek, 751 sandalyeli AP’ nin üyelerini seçmişlerdir. AP seçimleri bu dönemde bazı yenilikleri de beraberinde getirmektedir. İlk kez Lizbon Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra değişenkoltuk sayısı doğrultusunda her ülkede ayrı ayrı seçimler yapılmıştır.

 

İlki 1979’da yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde katılım oranı % 63 idi. O dönemde AB (AET) 9 üyeli bir “Ekonomik Birlik” ti. Roma Antlaşması hükümlerince yönetiliyordu. Ancak gelişen ve değişen zaman içinde AB, 28 üyeli bir ekonomik ve siyasi birliğe doğru gitmeye başladı.

 

Avrupa Parlamentosu, 455 milyon Avrupa vatandaşının temsilcilerinden oluşur. 1979 yılından beri beş yılda bir Avrupa vatandaşları tarafından doğrudan oyla seçilen Avrupa Parlamentosu üyelerinin sayısı 7. dönemde (2004-2009) 732’ydi. Bu defa 2014 yılında 751 Parlamenter seçilmiştir. Üye ülkeler, AP’ de nüfusları oranında sandalye sayısına sahiptirler. AB üyesi her ülke vatandaşı, istediği diğer başka bir AB üyesi ülkede oy kullanabilir. Ancak bu seçimlerde her ülkenin kendi ulusal yasası geçerlidir. Bu yüzden oy kullanma zorunluluğu, yaşı, oy barajı, hatta seçimin yapılacağı günün belirlenmesi gibi yöntem farklılıkları vardır.

 

AP milletvekilleri, mensubu oldukları ülkeden bağımsız olarak, AP’ deki siyasi grupların içinde faaliyet gösterirler. Günümüzde AP’de 7 siyasi grubun yanı sıra herhangi bir siyasi gruba bağlı olmayan bağımsız milletvekilleri de yer almaktadır. AP Başkanı milletvekilleri arasından, üyelerin salt çoğunluğu ile seçilir ve 2.5 yıl görev yapar.

 

Tüm Parlamentolar gibi Avrupa Parlamentosu’nun üç temel yetkisi vardır: yasama, denetim, bütçe. Bu çerçevede AP, Komisyon’un önerilerini inceler ve Konsey ile birlikte yasama sürecine katılır. Yönelttiği yazılı veya sözlü sorularla başta Komisyon olmak üzere tüm AB kurumlarını denetleme yetkisine sahiptir.

 

AB’nin yıllık bütçesini onaylamak ve uygulanmasını denetlemek suretiyle Konsey ile birlikte bütçe yetkisini paylaşır. Olağan aylık Genel Kurulu, tüm AP üyelerinin katılımıyla Strazburg’da; komite toplantıları ve diğer Genel Kurulları Brüksel’de gerçekleştirilen AP’nin Sekreteryası Lüksemburg’dadır.

 

Toplantıları ve tartışmaları kamuya açık olan AP’nin kararları, tutum belgeleri ve toplantı tutanakları AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanır. AP seçimlerine kronolojik olarak bakacak olursak; 1984,  1989, 1994, 1999, 2004, 2009’a kadar 7 seçim yapılmıştır. 2014 Mayıs ayının son haftasında yapılan 8. ve son seçimlerden AB karşıtları ve aşırı sağcı-milliyetçiler oy patlaması yaparak çıkmışlardır.  Bu sonuç da AB’ nin geleceğinin yeniden sorgulanmaya başlamasına neden olmuştur.

 

AP 2014 Seçimleri ve AB’de Deprem

 

Yeni dönem AP seçimlerinin en belirgin özelliği; AB’de yükselen milliyetçilik ve AB karşıtlığı olmuştur; ve bu iki kavram AP seçimlerine damgasını vurmuştur. AB’de bilinen ama yine de deprem etkisi yaratan bu sonuçlar, hemen hemen bütün AB genelindeki üye ülkelerde aynı tepkinin tezahür etmesidir.

              

Fransa'da da Ulusal Cephe yüzde 25 ile birinci olmuştur. Hollande'ın partisi Sosyalist Parti sandıktan üçüncü parti olarak çıkabilmiştir. Fransa’da Sosyalist HollandeAP seçimlerinde kaybetmiş ve siyasi liderlik aşırı sağcı Ulusal Cephe'ye geçmiştir.

 

Almanya’da ise Merkez Sağ (EPP) olan Merkel’in partisi CDU yüksek bir sonuç elde ederken, Alman sosyal demokrat Martin Schulz’un PES’in ortak adayı olmasının etkisiyle SDP bir parça oy arttırmıştır. Ancak çıkan sonuç, Schulz’un kampanyasının sonunda vurguladığı “Alman Avrupa Komisyonu Başkanı” mesajının Alman seçmen üzerinde büyük etki yaratmadığını da göstermiştir.

 

Alman liberaller (FDP) büyük bir yenilgi yaşarken, Alman Avrupa Şüphecisi AFD’den 6 milletvekili AP’ye girmiştir. Bu sonuçların koalisyon ortağı olan muhafazakâr ve sosyal demokratların, Avrupa düzeyindeki üst düzey görevlerdeki Almanya kontenjanına nasıl yansıyacağını birlikte göreceğiz.

 

İngiltere'de AB karşıtı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi yüzde 27 oyla birinci olmuştur.İtalya’da (sosyal demokrat PES üyesi) Başbakan Renzi, AP seçimlerinde hem % 41’lik başarı yakalamıştır. İtalya ayrıca seçimlere katılım oranı en yüksek ülkeler arasına girmiştir.

 

Polonya’da Avrupa Komisyonu Başkanlığı için de adı geçen merkez sağdan (EPP) Başbakan Tusk’ın “TheCivic Platform”u ile Avrupa Şüphecisi Kaczynski’nin “Peace&Justice” arasında kıran kırana bir mücadele yaşanmıştır.

 

Yunanistan’da sosyal demokrat PASOK büyük bir yenilgi yaşayarak % 8-9 oy almıştır. İspanya’da Halk Partisi (PP) 2009’da aldığı % 42’den % 26’ya düşerken, sosyal demokrat PSOE ise % 39’dan % 23’e düşmüştür. İki parti 2009’da elde ettikleri sonuçlara göre 5 milyon seçmen kaybetmiştir.

 

Kıbrıs Rum siyasi partilerinin AP’deki sandalye dağılımı ise geçtiğimiz beş yıla göre değişmemiştir. Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ)'nin 2, Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) 2, Demokrat Parti (DİKO) 1 ve Sosyalist EDEK Partisinin de AP’de 1 sandalyeye sahip olmuştur. Kıbrıs’taki AP seçimlerinde Kıbrıslı Türk seçmenlerin çok büyük bir çoğunluğu ise Rum tarafının çıkardığı gayri kanuni engeller yüzünden oy kullanamamıştır.  Zaten KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, “Bu seçim bizim seçimimiz değildir. Zira Türk tarafının AP’de 2 sandalye hakkı olmasına rağmen, bu hak Rumlar tarafından gasp edilmiştir” diye beyanat vermiştir..

 

Genel olarak değerlendirirsek bu sonuçlara göre Merkez Sağ, AP’deki hakim durumdadır ancak merkez ve ılımlı sağ partiler çok sayıda sandalyesini AB karşıtlarına, AB’nin lağvedilmesini savunanlara veya AB’nin yetkilerinin sınırlandırılması gerektiğini savunan partilere kaptırmıştır.

 

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ve Almanya Başbakanı Angela Merkel şimdi önceliğin ekonomiyi güçlendirmek olduğunu vurgulamıştır. Avrupa Birliği'nin önde gelen savunucularından biri olan Hollande Fransız Televizyonu'nda yayımlanan konuşmasında “Birliğin” anlaşılamayan, uzak bir proje haline geldiğini ve bunun değiştirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. İlaveten;  "Avrupa basit, açık olmalı, varlık göstermesi ve çekilmesi gereken yerleri bilmeli. Avrupa Birliği Euro bölgesindeki krizi yendi; ama ne pahasına? Kemer sıkma önlemleri insanların ümitlerini kırdı" demiştir.Hollande, Avrupa Birliği liderleriyle AP Seçimleri sonrasında Brüksel'de yaptığı toplantıda önceliğin büyüme, istihdam ve yatırım gibi ekonomik konular olduğunu vurgulamıştır. Almanya'da ise Başbakan Merkel'in partisi Hristiyan Demokratlar Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 35'le birinci gelmiştir. Merkel Avrupa'nın yerleşik partilerinin şimdi iktisadi rekabetingeliştirilmesi, büyüme ve istihdam yaratılmasına odaklanarak,yani ekonomik konuları ön plana çıkartarak seçmenleri geri kazanmaya öncelik vermeleri gerektiğini belirtmiştir. Angela Merkel, "Bizim istemediğimiz şekilde oy kullanan düş kırıklığına uğramış insanlara verebileceğimiz en iyi cevap budur" diyerek sorunu doğru teşhis etmiş ve doğru tedaviye başlamıştır.

 

 

AP’ de Siyasi Partilerin oluşturduğu Siyasi Gruplar

     EPP                       Avrupa Halk partisi 265 Sandalye

     S&D                      Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifak 184 Sandalye

     ALDE       Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı 85 Sandalye
    Greens EFA           Avrupalı Yeşiller Avrupa Serbest İttifakı 55 Sandalye

     ECR                      Avrupa Muhafazakarlar ve Reformcular Partisi 54 Sandalye
     EUL-NGL            Avrupa Birleşik Sol-İskandinav Yeşil Sol 35 Sandalye
     EFD                      Avrupa özgürlük ve Demokrasi Partisi 31 Sandalye

    Bağımsızlar   27 Sandalye

 

AP 2014 Seçimlerinin Türkiye ve Türkler açısından sonuçları

Yeni dönem AP seçimlerinin en belirgin özelliği; AB’de yükselen milliyetçilik ve AB karşıtlığı olarak ortaya çıkmıştır. Bu iki kavramın AP’ de nasıl karşılık bulacağı ve AB’ nin geleceğini nasıl etkileyeceği en önemli  konu haline gelmiştir. Ancak bu sonuçların AB’ ninJudeo-Christian (Yahudi – Hıristiyan) kültürü üzerine inşa edildiğini iddia eden yabancı düşmanı aşırı sağcıların ve AB bir Hıristiyan Kulübü’dür diyen muhafazakar Hıristiyan Demokratların AP’ de çoğunluğu oluşturmaları, Müslüman ve Avrupalı olmayan bir ülke olarak gördükleri Türkiye’nin tam üyelik hedefine büyük bir engel oluşturacaktır.Bu arada AP 2014 seçiminin bizim için önemli bir başka yanı da; bu seçimlerde 1960 Kıbrıs Anayasasının amir hükmü olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Parlamentosundaki 6 Sandalyesinden 2’sinin  Kıbrıs’lı Türkler  tarafından kendileri arasından seçilip belirlenmesi maddesinin GKRY ( Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ) tarafından uygulanmasına izin verilip verilmeyeceği hususuydu. Rum gene Rumluğunu yaptı; Kıbrıs’ lı Türklerin AP deki temsilcilerini kendi aralarından seçmelerini engelledi ve böylece Kıbrıs’lı Türklerin AP’deki 2 sandalyesi de Kıbrıs’lı Rumlar tarafından bir kez daha  haksız şekilde gasp edilmiş oldu. Anayasa hükümleri ve kanunlar uygulansa idi,  ilk defa bir Türk, “Türk” kimliği ile AP üyesi olacaktı. Daha önce Vural Öger, Ozan Ceyhun, Cem Özer gibi Türk asıllı Alman vatandaşları “Alman” kimliği ile AP üyeliği yapmışlardı. Ancak Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı Türkler olarak 1960 tarihli Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası gereği kendilerine münhasıran tahsis edilmiş olan “Türk” kimlikleri ile Avrupa Parlamentosunda temsil edileceklerdi.  Ayrıca bu satırların yazarının öncülüğünü yaptığı “Türkçe’nin AB’ nin resmi dili olması projesi” daha hızlı realize olabilecekti.

 

 

 

AB’NİN GÜNCEL SORUNLARI

1)      AB’nin Tarım ve Ortak Tarım Politikası Sorunu:

Avrupa’da oldukça ağır ekonomik kayıplar yaşandığı 2. Dünya Savaşı’nı takip eden 1950’li yıllarda Avrupa’nın sorunlarının başında tarım ürünleri yetersizliği,  gıda güvencesi ve gelir yetersizliği gelmiştir. Bu nedenle Birliğin (AB) ilk ortak politika oluşturma alanlarından biri tarım olmuştur. Böylece Ortak Tarım Politikası (OTP) oluşturulmuştur. Günümüzde “Tarım” AB’nin en büyük sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Zirai Üretimin denetlemesinde aksaklıklar, tarıma ayrılan fonların adaletsiz dağıtılması ve son yıllarda tarım ürünlerinde dışa bağımlılığın artması sorunları mevcuttur. Avrupa Birliği bütçesinin ve fonların  %48’ i yani yarıya yakını tarıma ayrılmıştır. Tarım ürünleri üreten AB’nin Akdenizli ülkeleri bu fondan paylarına düşeni fazlasıyla almaktadırlar fakat yeterince üretim yapmamaktadırlar. Örnek olarak Yunanistan, Almanya’ya oranla “Avrupa Tarımsal Yönverme ve Garanti Fonundan” (FEOGA) daha çok hibe para almaktadır. Ama yetersiz denetimler yüzünden,üretim yapmayan Yunan çiftçileri tespit edilmediği için fonlar boşa gitmektedir. Fonların doğru kullanılması ve üretim azlığı yüzünden; Avrupa, tarımsal ürün sıkıntısı ve bütçenin yarısı tarıma tahsis edildiği için eğitim-sağlık-yeni istihdam olanaklarının yaratılması ve yüksek teknolojiye yatırım gibi alanlarda ekonomik sorunlar ve kaynak kıtlığı sorunları çekmektedir. Avrupa %53’lük bir kırsal araziye, fonların büyüklüğüne rağmen tarım ürünleri ithal etmektedir. Bu Avrupa için büyük bir sorundur. Bu yüzden OTP’nin aldığı kararlar şunlardır:

• Teknik ilerlemeyi geliştirerek tarımsal üretimin rasyonel gelişimini, üretim faktörlerini ve iş gücünü en iyi biçimde kullanmak,

• Çiftçilerin adil bir yaşam standardına kavuşmasını sağlamak,

• Piyasalara istikrar kazandırmak,

• Ürün arzını güvence altına almak,

• Ürünlerin tüketiciye makul fiyatlarla ulaşmasını sağlamak,

2)      AB’ ninBütçe Sorunu:

AB’de en büyük ikinci masraf kapısı AB bütçesinin % 25’ini yutan AB Bölgesel Politikasını fonlayan “Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu” FEDER’ dir. AB Bütçesinin % 75 ini yani dörtte üçünü harcayan FEOGA ve FEDER Fonlarının kullanımında üye devletler arasında büyük eşitsizlik vardır, Fransa ve İspanya toprakları geniş olduğundan dolayı bu fonlardan daha fazla para alırlar. İngiltere, Hollanda, Almanya gibi ülkeler kentsel alanı fazla olduğu için görece az para alırlar. Almanya, Hollanda, Belçika bu fonlara ve dolayısıyla AB Bütçesine kişi başına en fazla katkı sağlarken; İrlanda, İspanya ve Yunanistan ve GKRYAB bütçesinden kişi başına en çok katkı alan ülkelerdir.

 

3)      Avrupa’nın “Enerji “ ve “Enerji Güvenliği “ sorunu:

Avrupa dünyanın 3. Büyük ekonomisine ve en yüksek sosyal gelişmişlik seviyesine sahip bölgesidir. Nüfus yoğunluğu diğer kıtalara göre çok yüksek, ağır sanayikapasitesi ve ileri teknoloji seviyesi çok gelişmiştir. Sanayi üretiminin sürekliliğinin devamı için büyük bir enerji potansiyeline ve sürekli enerji tedarik güvenliğine ihtiyaç vardır. Eskiden sanayi de kullanılan kömür, günümüzde Avrupa’da nadir kullanılmaktadır. 21 yüzyılın enerji potansiyeli petrol ve doğalgazdır. Avrupa bu iki kaynaktan mahrumdur. Avrupa endüstriyel üretimde enerji hammaddesi olarak 1960’lara kadar kendi kömürünü kullanırken hem görece pahallı olması,hem  çevreyi kirletmesi hem de daha az verimli olması  ve ekonomik olmaması nedeniyle 1960’larda kömürden vazgeçip enerji kaynağı olarak üretimde “Petrole” yönelmiştir. İlk başta petrolü Orta-Doğu bölgesinden yani Araplardan satın almıştır. Fakat 1973 Arap-İsrail savaşından sonra Arapların Batı ülkelerine petrol ambargosu uygulamaya başlayarak bir sene petrol satışını durdurmaları sonradan da petrolün varil fiyatını önce 3 katına sonra 10 katına çıkartmaları Avrupa için çok büyük bir sorun teşkil etmiştir. Özellikle 1979’ daki  2. Petrol Krizinden sonra Avrupa yeni bir enerji kaynağına yönelmek zorunda kalmıştır. 1980’ lerin başında ABD’nin şiddetli itirazlarına rağmen petrolden daha ucuz, daha az çevreyi kirleten ve daha verimli olan “Doğal Gaz” ı o zamanki sahte adı SSCB olan Rusya’dan ithal etmeye karar vermiştir. 20 sene kadar bu yeni, ucuz ve güvenli enerji kaynağını önce SSCB’ den; 1990’da SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonundan tedarik etmiştir. Ancak 2000’ li yılların başlarından itibaren  Avrupa’da Soğuk Savaşın yeniden başlaması;  Gürcistan-Osetya-Abazya-Ukrayna-Kırım ‘da bölgesel çatışmaların başlaması, Rusya’nın Putin’in liderliğinde yeniden Sovyetler Birliği’ni canlandırma ve Avrasya İmparatorluğu kurma faaliyetlerine başlaması Avrupa’nın yeniden alternatif enerji kaynaklarına ve alternatif enerji tedarikçilerine yönelmesine yol açmıştır. Bu yüzden AB, yenilenebilir enerji  kaynaklarının;yani rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, hidrojen enerjisi ve atom enerjisi’nin endüstride kullanılması çalışmalarını sürdürmekte, Kıbrıs gibi yeni tedarikçilerden ithalata yönelmektedir. Halihazırda Enerji tedarikinde süreklilik ve enerji güvenliği sorunu AB’nin en büyük problemlerinden biri olmaya devam etmekte ve “AB Ortak Enerji Politikası “ kapsamında yeni politikalar geliştirilme çalışmaları sürmektedir.

4)      Avrupa’nın bir diğer sorunu da terör, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve mülteciler sorunu ve bunların neden olduğu Kültürel Farklılık Sorunudur:

2004 Madrid, 2005 Londra terör saldırıları Avrupa’yı derinden sarsan yakın saldırılardır. Öncesinde de birçok terör saldırısı yaşanmıştır. Avrupa terör saldırılarının önüne geçebilmek için önemli güvenlik önlemleri ve sınır güvenliği tedbirleri almıştır. Fakat, Türkiye ve Kuzey Afrika’nın bazı ülkelerinden Avrupa’ya kaçışın kolay olması tüm güvenlik tedbirlerini sıfırlamaktadır. Avrupa içi sınırlar arası kontrollerin esnek olması sayesinde de birlik sınırları içerisine giren teröristler rahatça dolaşmakta ve istedikleri hedeflere ulaşabilmektedirler. AB sınır güvenliği için biometrik veriler taşıyan pasaportlar çıkarmıştır. Bu pasaportlar öncelikle terörle mücadele kapsamında kullanılmaktadır, aynı zamanda 21. Yüzyılda siber terörizm de büyük bir artış göstermiştir. Avrupa terörist eylemlerde Müslüman gençlerden ve Orta Doğu kökenlilerden çekinmektedir. Bu konuda toplumu bilinçlendirme çalışmaları yapılmaktadır. Geri kabul anlaşması sayesinde Avrupa’ya Türkiye üzerinden kaçak geçiş yapan mülteciler Türkiye’ye geri yollanacaktır. Son yıllarda ki Arap baharı ayaklanmaları yüzünden, Avrupa’da büyük çapta bir terör saldırısı tehdidi bulunmaktadır. Avrupa istihbaratı kırmızı seviyede yani teyakkuz durumunda çalışmaktadır.

            Avrupa’da göçmenler, mülteciler ve yabancı işçilerin dışında azınlıklarla da ilgili sorunlar vardır. Bunlardan bazılar Çingeneler, Türkler, Slavlar, Müslümanlar ve diğer etnik gruplardır. Azınlık sorunlarına örnek olarak; Romanya ve Bulgaristan’ın 2007’deki AB üyeliğinden sonra bu ülkelerde yaşayan 12 bin Çingene Fransa’ya göç etmesinin ardından, 2010 yılında Fransa, Çingeneleri Romanya’ya geri göndermiş ve kamplarını yıkmıştır. İslamofobi ile ilgili örnek olarak da 2007’de Danimarka’da Hz. Muhammed ile ilgili yayınlanan aşağılayıcı karikatürler belirtilebilir. Danimarka Hükümetinin yada gazete yönetiminin özür dilememesiİslamofobi örneğidir.

Avrupa’da aşırı sağve ırkçılık sorununa Almanya’yı örnek gösterebiliriz. Günümüzde Hitler’in düşüncesini savunan azımsanmayacak bir kitle vardır. Bu görüşte olan Alman milliyetçi demokratik partinin 2010 yılı parti programında, ulus-devletin neyi ifade ettiği açıklanmıştır. Ulus-devlet için Almanya’nın AB’den ve NATO’dan ayrılması gerektiği belirtilmiştir. Alman olmayanlara oturma izni verilmemesi gerektiği düşüncesindedirler. Kuşkusuz ırkçılık sadece Almanlara özel değildir. AB düzenlemelerine rağmen ırkçı politika izleyen birçok Avrupa devleti vardır. İşsizlik ve yoksulluk problemine örnek olarak İspanya ve Yunanistan’ı verebiliriz. Ağustos 2012’de AB’de 25,5 milyon insan işsizdir. Halkın büyük bir kısmı üretimden uzaktır. Birliğin ve devletlerin vatandaşlara yaptıkları yardımlar sayesinde insanlar hayatlarını devam ettirirler fakat bu AB ekonomisi için büyük bir yüktür.

Avrupa Birliği’nin Kültür Farklılığı ve dil çeşitliği sorunu:

 AB’de 60’dan fazla lisan farklı etnik gruplarca kullanılmasına rağmen 23 dil resmi olarak kabul edilmiştir. Dil birliği sağlanamamıştır. Küreselleşmenin etkisiyle İngilizce ağırlık kazanmıştır.

5)      AB’ nin Genişlemeve Derinleşme Sorunu:

 Ekonomik gelişmeye, sosyal ve güvenlik reformlarına olan artan ihtiyaca ilaveten, birçok uzman AB’nin kolektif hareket etmeyi engelleyen karmaşık karar alma sürecini basitleştirmek zorunda kalacağını ifade etmektedir. AB değişim sürecini tamamlayamazsa:

• Avrupa daha çok yavaşlama sürecine girecek ve mevcut potansiyel üye ülkelerin adaylıkları sürse bile dış politikalarını kendi milli menfaatleri doğrultusunda müstakil olarak belirleyecekler;

• AB’nin genişlemesi mevcut ülkelerle sınırlı kalacak, bunun sonucunda Türkiye ve Balkan ülkelerinin üyelik ihtimali zorlaşırken, uzun dönemde Rusya ve Ukrayna için üyelikten bahsetmek imkânsız hale gelecektir.

            AB’nin derinleşme sorunu ise; AB’ye üye devletlerin, ortak politikaların uygulandığı tek bir siyasi yapı halinde birleşmeleri konusunda sorun çıkmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri benzeri Avrupa Birleşik Devletleri hüviyetinde bir Federal yapı oluşturulması tüm üye devletlerce kabul edilmemektedir.

            AB’ye özgü bir Avrupa kimliği oluşturmak, siyasi bütünleşme ile AB’ de gerekli görülmektedir. Avrupa vatandaşlığı siyasi birliğin derinleşmesinde önemli unsurlardan biridir. Avrupa vatandaşlığının kazanılmasına ve kaybedilmesine ilişkin prosedür, tüm birlik vatandaşları için ortak olması gerekmekteyken, üye devletlerin vatandaşlık kanunları birbirinden hala çok farklıdır. Bu durum birlik vatandaşları açısından haksız bir takım sonuçlara yol açabilecek niteliktedir. AB demokratikleşme sürecinde Avrupa vatandaşlarını eğitmeye ve bilinçlendirmeye çalışmaktadır. İnsan haklarının önemi aşılanmaktadır. Irk, din, dil ayrımı gözetmeksizin tüm Avrupa Vatandaşlarının eşit olarak yararlanabileceği temel hak ve hürriyetlere saygı göstermek yeni Avrupa Parlamentosu üyelerinin çözmesi gereken sorunlar arasında ilk sırada gelmektedir.

 

AB’ nin bu güncel sorunlarını irdeledikten sonra, son AP Seçim sonuçlarını da göz önüne alarak, AB’ nin önde gelen kanaat önderlerinin de görüşleri doğrultusunda AB’nin geleceği konusunda sağlam öngörülerde bulunabiliriz. Öncelikle bu konuda nihai karar verecek olan ülke AB bütçesinin % 40 ını tek başına sırtlayan Almanya ve Alman halkı olacaktır. 1. ve 2. Dünya Savaşları ile Avrupa’yı Alman hegemonyasında birleştirmeyi başaramayan ve bizzat kendisi Doğu Almanya ve Batı Almanya diye 2 ye bölünen Almanya bugün uluslararası ilişkiler literaturünde “SoftPower” olarak adlandırılan “Ekonomik Gücü” ile AB çatısı altında bütün Avrupa’yı kendi iktisadi patronluğu altında birleştirmiş; bütün Avrupa ülkelerinin pazarlarını kendi ürünleri için serbest piyasa haline getirmiş; böylece Dünyanın en fazla ihracat yapan ülkesi ve en gelişmiş 3. ülkesi haline getirmiştir. Almanya askeri güçle gerçekleştiremediği emellerini ekonomik güçle gerçekleştirmiştir. Bundan sonra Alman halkı artık fakir ve tembel AB’nin Akdenizli (Güneyli) ülkelerini ve onların vatandaşlarını beslemek istememektedir. Ayrıca 2014 Mayıs AP seçim sonuçları ışığında AB’ ye onun supra-national (ulus-üstü ) yapısına karşı olan Avrupa’daki “Aşırı Sağ” ve Milliyetçi partilerin oy patlaması yapması ABD ( Amerika Birleşik Devletleri) benzeri bir ABD (Avrupa Birleşik Devletleri) yaratma projesinin suya düşeceği ve ancak bir hayal olarak kalacağının çok güçlü bir işareti olmuştur.AB’ nin “Federal” bir yapıdan gittikçe uzaklaşacağının ve “Siyasi Birlik” çabalarının sonuçsuz kalacağı bizzat “Federal Avrupa” fikrini en şiddetle savunan Almanların bile düşüncelerini değiştirmeye başlamalarından anlaşılmaktadır. AB’nin iki ana kurucu devleti ve belkemiği olan Fransa ve Almanya tarihi Fransız-Alman düşmanlığını sona erdirmek ve Avrupa’nın bir daha 1. ve 2. Dünya Savaşları gibi felaketlerle karşılaşmaması için Avrupa’yı birleştirmek projesini geliştirmişlerdir. Fransa ve onun karizmatik lideri General Charles De Gaulle Avrupa’yı; ulus devletlerin daha güçlü ve ulusal egemenliğin daha baskın olduğu “KONFEDERAL” bir yapıda birleştirmeyi savunurken, Batı (Federal) Almanya ve onun karizmatik lideri Konrad Adenaur ise ulus-üstü (supra-national) yapının egemen olduğu “FEDERAL” bir Avrupa’yı savunuyordu. Almanya içinde Avrupa için “Siyasi bir Entegrasyon” hedefleyen,  din-dil-ırk ve kültür farkının Avrupa için bir tehdit değil bir zenginlik olduğunu düşünen; AB’nin Batı Balkanlar, Türkiye ve Ukrayna, Belarus ve Moldovagibi komşu ülkelerin de katılımıyla genişlemesine taraftar olan ve AB’nin en ateşli ve şiddetli savunucusu olan Alman Liberalleri ve Alman Sosyal Demokratları bile artık “Avrupa Siyasal Birliği” yani Federal Avrupa fikrinin bir hayal olduğunu söylemektedirler.Alman Liberal Demokrat Parti ve Partinin Vakfı olan FrederichNaumann Vakfı’nın en yetkili kişileri AB’nin gelecekte “Siyasi Birlik” olarak kalamayacağını ancak “Serbest Ticaret Bölgesi” hüviyetinde “Ekonomik Birlik” haline dönüşerek mevcudiyetini devam ettireceğini birkaç sene önce İstanbul’ a yaptıkları ziyaretlerinde  ifade etmeye başlamışlardı.En son Haziran 2014 başında KKTC’ ye resmi bir ziyarette bulunan DMW-UDB Uluslararası Diplomatlar Birliği Avrupa Başkanı Alman Sosyal Demokratlarının önde gelenlerinden Dr. B.E. Ekselansları GüntherMeinel; KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami ve KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Vekili Sayın Dr. Sibel Siber’ le görüşmelerinde AB’nin birkaç sene içinde yeniden yapılanmak zorunda olduğunu eğer bu yeniden yapılanmayı gerçekleştiremezse AB’nin 7-8 yıl içinde dağılmasının kaçınılmaz olacağını söylemiştir. B.E. Dr. Meinel; birkaç sene içerisinde 28 üyeli ve Siyasi bir Birlik hüviyetindeki AB’nin 5-6 zengin kuzeyli ülkesinin birinci ve ana çekirdeği oluşturacağı ve lokomotif konumunda olacakları bir merkez ve ona iktisadi bakımdan her türlü bağlı ve bağımlı 30 civarında Güney Avrupa ve Doğu Avrupa’lı fakir ülkelerin gevşek bir konfederasyon şeklinde birleşecekleri bir “Gümrük Birliği” hüviyetindeki ekonomik bir birlik haline geleceğini söylemiştir.

ABD’ de mortgage krizi olarak başlayıp hızla Avrupa’ya sirayet eden 2008 Dünya Ekonomik Krizi’nin AB’ ninözellikle İspanya-İtalya-Portekiz-Yunanistan ve Kıbrıs gibi Akdenizli ve Güneyli fakir ülkelerini etkilemesi ve birçoğunun iflas ederek, Almanya’nın finanse ettiği AB bütçesinden mali destek istemeleri, bütün Avrupa’da aşırı sağın, mikro milliyetçiliğin, yabancı düşmanlığının hızla yükselişe geçmesi ve nihayet son Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarını da birlikte mütalaa edersek biz de AB’nin “Siyasi Birlik” hedefini terk ederek gelecekte Türkiye’ nin de dahil olacağı bir “Ekonomik Birliğe” dönüşeceği sonucuna varmaktayız.

 

 

Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER

AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve ERASMUS Koordinatörü

TÜRKİYE – AVRUPA VAKFI Yönetim Kurulu Üyesi

ULUSLARARASI DİPLOMATLAR BİRLİĞİ Yönetim Kurulu Üyesi

KIBRIS KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ Genel Başkanı

TÜRK-KUZEY KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI Kurucu Başkanı

LİBERAL AVRUPA DERNEĞİ e. Yönetim Kurulu Başkanı

Son Yazılar