Reklam
  • Reklam
2015 GENEL SEÇİMLERİ
UĞUR ÖZGÖKER

UĞUR ÖZGÖKER

2015 GENEL SEÇİMLERİ

02 Şubat 2015 - 16:01

 

7 Haziran 2015’te Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’sız ilk milletvekili genel seçimine girecek AKP için bu seçim AKP ve onun ebedi lideri Sayın Erdoğan açısından olacağı kadar Türkiye’ nin de bir dönüm noktası olacaktır. Bizzat Büyük Önder Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün kurduğu Cumhuriyet rejimi ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kaderi, varlığı ve geleceği de bu seçimin sonucuna göre belirlenecektir. Hatta bu seçimi AKP TBMM’ de tek başına Anayasayı değiştirecek sandalye sayısına sahip olacak şekilde kazanırsa belki de bu seçim Demokratik, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin son seçimi olacak ve Ulu Önder ATATÜRK’ ün kurduğu Laik Cumhuriyet rejimi yıkılarak yerine hilafet ve saltanata dayanan Osmanlı Devleti kurulabilecektir. Özgür Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının son hür, adil ve demokratik seçimlerinde oylarını çok dikkatli kullanmaları gerekmektedir. Bu nedenle Demokratik rejimlerdeki Siyasal Partiler, STK’ lar, Siyasal Kurumların yapısı ve seçmen davranışlarını belirleyen nedenleri bütün seçmenlerimize açıkça anlatmalı ve onları bilinçlendirmeliyiz. Bunun içinde öncelikle “Siyaset” ve “Demokrasi” nin tarihçesinden başlayarak bugüne kadar gelişimini aşağıda inceleyeceğiz.

 

1.Siyaset Nedir?

 

            Siyaset en geniş anlamda, insanların hayatlarını düzenleyen genel kuralları yapmak, korumak ve değiştirmek için gerçekleştirdikleri faaliyetlerdir. Siyaset çatışma ve işbirliği olgularıyla karmaşık bir bağlantı içindedir. Siyasetin temel özelliği, genellikle rakip görüşlerin ve birbiriyle rekabet halindeki çıkarların uzlaştırıldığı bir çatışmayı çözme süreci olarak tasvir edilir.

Siyaset; toplumdaki kaynakların yasal ve meşru bir otorite tarafından dağıtılmasıdır. Ana akım siyaset bilimi siyaset kavramını ağırlıkla “devlet, ülke yönetimi” etkinliği olarak ele almıştır. Bu anlayış, devletin, özgür özneler arası çıkar çatışmalarını önlemek amacıyla varılmış bir uzlaşmanın (toplumsal sözleşme) ürünü olduğunu ve toplumun ancak yönetenler ve yönetilenler şeklinde bölünmüş olduğu koşulda varlığını sürdürebileceğini veri almaktadır. Aristoteles, siyaseti erdemle birleşmiş yüce bir etkinlik olarak görür ve polisin iyiliği ile kamu yararını bireysel yaşamın en yüksek amacı olarak ele alır. Bir başka perspektifle siyaset, topluluğun varlığını borçlu olduğuna inandığı soyut bir anlam odağının yaratılması, yaşatılması ve topluluğa yansıtılmasıdır. Bu bağlamda ister modern anlamıyla ister modernlik öncesi siyaset, topluluğun soyut anlam odakları oluşturarak ve toplumun üzerine yükseldiği tüm kavramlara yeniden dönüşüyle süreklilik kazanır. Modern siyaset anlayışının kurucu unsurları egemenlik, toplumsal sözleşme ve ulus kavramlarıdır. 1600‟lerden XX. yüzyıla modern bireye yüklenmeye çalışılan yeni tip otoriterlik biçimleri, birey inşası bağlamında öz disiplin ve başarı temelli yeni ahlâk yaklaşımı modern siyaset anlayışının diğer unsurlarıdır. Bir başka zaviyeden, Agamben’ ci kavrayışa göre; “siyaset, hayatın kendi kendini iyi hayata dönüştürmesi gerektiği ve siyasallaştırılması gereken şeyin daima zaten çıplak hayat olduğu yerdir.” Çıplak hayat ise öldürülebilir fakat kurban edilemeyen bir insan olan homo sacer’ in (kutsal insanın) hayatıdır. Buna göre, Batı siyasetinin temel ikiliği Schmitt’ ci dost-düşman ikiliği değil, çıplak hayat-siyasal varoluş, zoe-bios, dışlama- içleme ikilikleridir.

 

2.Devlet/Millet Kavramları 

 

Siyaset kavramı konuşulurken Devlet ve Millet kavramları önemli bir başlangıç noktasıdır. Devlet; belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan belirli bir insan topluluğunun yaşamı kolaylaştırmak için oluşturduğu ve benzerlerince tanınan siyasal bir örgüt, aygıttır. Bir tanıma göre devlet, birçok ailenin ve bu ailelerin ortak çıkarlarının egemen bir güçle, doğruluk üzere (yasa uyarınca) yönetilmesidir. Bu tanıma göre aile, egemenlik ve ortak iyi üst üste binen iktidar düzeyleridir.  Sınırları belli toprak parçasına vatan, ülke, yurt, anavatan denir. Bu toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluğuna millet denir. Millet ve halk birbirinden farklıdır. Halk; belirli bir zaman diliminde, belirli bir toprak üzerinde yaşayan, hukuki ve siyasi bağla, vatandaşlık, bağlı bir insan topluluğudur. Millet; aynı dil, ırk, kültür ve gelecekte de aynı kültürü yaşayacak olan derin ve felsefi bağla bağlı olan insan topluluğudur. Belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluğunu millet olarak değil, halk olarak almalıyız.  Bizim için önemli olan hukuki ve siyasi bağdır. Bu Max Weber‟in devlet tanımında kendini göstermektedir: “Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde meşru fiziksel şiddet uygulama tekelini elinde bulunduran organizmadır. Anthony D. Smith’e göre Batılı milli kimliğin belli başlı bazı unsurları vardır. Bunlardan ilki, bir topluluğun kendilerini özdeşleştirecekleri, az çok hatları keskin ve sınırlanmış topraklara/ülkelere sahip olmaları gerekliliğidir. Ama bu herhangi bir toprak parçası değil, “tarihi” bir toprak, “yurt”, halkın “beşiği” olmalıdır. Milli kimliğin ikinci unsuru patria (vatan); yani yasaları ve kurumlarıyla tek siyasi iradeye sahip bir topluluk fikridir. Benedict Anderson’ a göreyse ulusal toplulukların hayal edilebilirliğine asıl olumlu etkide bulunan, yeni bir üretim ve üretim ilişkileri sistemi, bir iletişim teknolojisi ve insanlığın mahkûm olduğu dilsel çeşitlilik arasındaki, belki de rastlantısal ama altüst edici etkileşimdir.

 

 

3.Siyasi İktidar

 

Yönetim iktidarı modern devletlerde 3 şekilde yapılanmıştır. Yasama, yürütme ve yargı. Yasama; bir ülke vatandaşlarının birbirleriyle ve siyasi iktidarla olan ilişkilerini düzenler. Halkın yaşamını kolaylaştırmak için yasa yapılır. Yasam,a  parlamento, kongre, senato, temsilciler meclisi, meclis gibi çeşitli adlarla adlandırılan yasama organları tarafından gerçekleştirilir. Yürütme; hükümet yasama organlarının çıkarttığı kanunları uygulamakla yükümlüdür. Bakanlar kurulu, hükümet, icra vekilleri yürütme organlarıdır. Yargı; yasama organlarının çıkarttığı kanunlara uymayanlara yasal ve meşru olarak cezalandıran power, otoritedir. Yasama, yürütme, yargı birleşip devleti oluşturur. Her devlette verili durumun ne olduğuna karar verebilmek için egemenliğin kimlerin elinde olduğuna bakılır. Örneğin, eğer egemenlik tek bir prenste bulunuyorsa buna monarşi denir; eğer bütün halk egemenliğin sahibi ise buna demokrasi ya da halk devleti denir; eğer egemenlik halkın küçük bir kısmının ellerinde ise buna da aristokrasi denir.

 

      Siyaset biliminin modern analizinde Hobbes’un etkisi büyüktür. Hobbes’un siyaset felsefesinin temelinde ayırma birleştirme metodunun aracı olarak felsefi antropolojizm güçlü bir etkiye sahiptir. Buna göre, Hobbes’ un ‘’insan’’ı Aristoteles’in ‘’zoon politikon’’u değildir. Bu yüzden doğa durumunda her insan bir diğeri için tehlikeli bir rakip, aşılması gereken bir engeldir. Bu da sürekli savaş halini getirir. Bu kurguya göre insanlar eşittir ve eşitlikten dolayı hiç kimse birbiri üzerinde iktidar kuramaz. Ona göre eğer insanı kendi haline bırakırsanız , yani hiçbir egemen güce tabi kılmazsanız onun doğasının varacağı yer gırtlak gırtlağa bir mücadele ve kaos halidir.        

       Voltaire’e göre iktidar, başkalarını kendi tercih ettiği biçimde eyleme sokmaktır. Max Weber ise Clausewitzs’in savaş tanımını anımsatır şekilde  ‘’düşmanı bizim istediğimiz gibi davranmaya zorlayan bir şiddet eylemi’’ der. Arendt ise Madison’a atıfla şu fikri destekler görünmektedir: tüm siyasal kurumlar, iktidarın dışavurumları ve maddileşmesidir. Halkın yaşayan iktidarı onları desteklemez olunca, bu kurumlar çözülmeye ve çökmeye başlar. Arendt sözlerini şöyle sürdürür: İktidar (power), insanın sadece eyleme kabiliyetine değil, uyum içinde eyleme kabiliyetine tekabül eder. İktidar asla tek bir bireyin mülkünde değildir; bir gruba aittir ve grup bir arada bulunmaya devam ettiği sürece var olabilir. Bir kişinin ‘’iktidarda’’  olduğunu söylediğimizde, aslında onun bir grup insan tarafından, onlar adına eyleme kudretiyle donatıldığına işaret etmiş oluruz.

       Foucault ise modern devletin öldürmekten yaşatmaya geçecek iktidar komplekslerini ürettiğini öne sürmüştür. Cinselliğin Tarihi’nin birinci cildinin sonunda modern çağın eşiğinde doğal hayatın Devlet iktidarının mekanizma ve hesaplarına dahil edilmeye başlandığı ve bu yolla siyasetin de biyosiyasete dönüştüğünü belirtiyordu. XVIII. yüzyıldan itibaren artık egemenlik ‘’ekonomik’’ olarak görülmeyecektir. ‘’Dıştalanmış’’ bedenden artık başka türlü tasarrufa gidilir. İşkence gösterileri tek edilir. Foucault burada şu nihai soruyu sorar : bu terk edişte mahkûma karşı beslenen insaniyet duyguları ne kadar yer almıştır. Foucault bu sorunu iktidara dönerek çözmeye çalışır. Istırap vermede belli bir ölçülülük kendini dayatıyordu veya cezalandırma bir sahne olmaktan giderek çıkıyordu. Foucault’ya göre bir toplumun ‘’biyolojik’’ modernliğinin eşiği yalın bir canlı beden olarak bireyin ve türün, toplumun siyasal stratejilerine dahil edildiği noktaydı.

      Agamben’e göre Foucault’nun çalışmalarında hep var olan özelliklerden biri iktidar sorunun hukuksal-kurumsal modeller (egemenliğin tanımlanması, Devlet teorisi) temelinde ele alan geleneksel yaklaşımı tamamen terk ederek, iktidarın, öznelerin ta bedenlerine ve hayat tarzlarına nüfuz ettiği somut yolları önyargısız analiz etmesiydi. Agamben’e göre Arendt İnsanlığın Durumu’nda çıplak biyolojik hayatı –modernliğin siyaset sahnesinin merkezine her geçen gün biraz daha fazla oturan bu süreci- Cinselliğin Tarihi’nden yirmi yıl önce zaten analiz etmişti. Ancak, her ikisi de analizleri ile totaliter siyasal iktidar momentine dair bağlantıyı kurmamışlardı.

4. Egemenlik ve Demokrasi

 

            Bir devlette egemenlik, yurttaşlar ve uyruklar üstündeki en yüksek, mutlak ve en sürekli güçtür.  Bu güce Latinler Maistatem, Yunanlılar Akran, İtalyanlar Segnoria, İbraniler de Tomah şevet, yani en büyük buyurma gücü demektir. Siyasi İktidarın “yönetme” gücü “egemenlik” ile yakından ilişkilidir. Egemenlik devlete içkin üstün bir gücü, devletin içinde auctoritas (iktidarın ilkesi) ile potestas’ ın birleşmesini dile getiren modern bir kavramdır.  Bodin’ e göre devlet birçok ailenin ve onların ortak mallarının egemen güç tarafından yönetimidir. Devlet Hobbes’ un kavrayışıyla tek bir bedende birleşmiş birçok kişi olarak kavranır. O, büyük bir kalabalığın bireylerinin, kendi aralarında karşılıklı anlaşmalar aracılığıyla, hepsinin gücünü ve araçlarını yine onların barışı ve ortak savunma için yararlı gördüğü şekilde kullanabilsin diye, onun eylemlerinin aktörleri olduğu, eşi olmayan bütünlüktür. Hobbes şu sonuca ulaşır: ‘’Bu kişiye vücut veren EGEMEN olarak adlandırılır ve hükümdarlık gücüne sahip olduğu söylenir. Başka herkes onun tebaasıdır. Schmitt’e göreyse egemen olağanüstü hale karar verendir. Burada sözü geçen olağanüstü hal herhangi bir olağanüstü hal kararnamesinin veya tüm sıkıyönetim hallerinin değil, devlet kuramının genel bir kuramıdır. Bu kavrayışta egemen hem son derece acil bir durumun söz konusu olup olmadığına hem de bunu bertaraf etmek için ne yapılması gerektiğine karar verendir. Ona göre bu sınır kavram en dıştaki etki alanına ait bir kavram anlamına gelir. Sınır kavramı olarak egemenliğin yaygınlaşması ise Demokrasi kavramının tarihsel gelişimiyle melezlenmiştir. Örneğin aynı zamanda yüce bir amaca bağlılığı üzerine kurulu ‘’tiran öldürme öğretisi’’ savunucuları olarak tüm mezhep ve gruplarıyla Hıristiyanlık ve mutlak krallar arasındaki mücadelenin kesişmesi anlamına geliyordu. Hobbes’ un Bodin’in egemenlik kavramına en önemli katkısı ve ‘’süreklilik’’ kavrayışının Leviathan’a dönüşümünün en önemli dönemeci de bu kesişme üzerinden şekilleniyordu. Hobbes’ a göre Hıristiyan bir devlette hükümdar dışında hiç kimse Tanrı’nın söyleminin ne olduğunu ya da ne olmadığını bilemez öyle ki ülkenin yüksek politik otoriteleri Tanrı’nın söylediklerinin tek yorumlayıcılarıdır ve hiç kimse Kutsal Kitabın yorumunda kendi hükümdarının belirlediği sınırların ötesine gidemez. 20. Yüzyılın büyük anlatısı olarak demokrasi içi boşaltılmış bir kavram olarak serencam eder. Demokrasi M.Ö. 4.yy’da Eski Atina-Yunan’da ortaya çıkmış bir sistemdir. Gerek Atina’da gerekse Sparta’ da yurttaşlığın öncelikli temel koşulu özgür olabilmektir. Ancak burada özgürlük köle olmamak gibi düşünülmemelidir. Çünkü örneğin metoikoslar köle olmadıkları halde bu anlamında özgür bir sınıf olmalarına karşın yurttaşlık hakkını kazanamamışlardır. Yunan’da hem kişileri hem de polisleri nitelemesi bakımından özgürlük sözcüğü  ya da eluetheria, kolayca başka dillere çevrilemeyen bir sözcüktür. Yunan uygarlığı özgürlük ile zorunluluklar dünyasını birbirinden ayıran bir vasfa sahiptir. Antik Yunan’da yurttaşı var eden polis, polisi var eden yurttaş olduğu için yurttaşın yurttaş olarak polisten gayri bir hayatı olamaz. Yurttaşın yurttaş olarak  herhangi bir özelliği olmasın ki polisle ilişkili bulunmasın. Biyolojik bir varlık olarak insanı yurttaşlık vasfıyla donatarak tam bir insan ya da gerçek bir insan haline getiren polis ve polis merkezli düşünce için bu tahayyül edilemez.

 

Poliste siyaset demos üstünde, demos hakkında, demosla ve demosa karşı, demos içinde ve dışında bitmek bilmeyen bir mücadeleden başka bir şey değildir. Aristotales Yunan siyaset dünyasının billur bir ifadesi olarak önemlidir. Aristotales, Sokrates ve Platon’ un açtığı yoldan ilerler. Aristotales, siyaseti erdemle birleşmiş yüce bir etkinlik olarak görür ve polisin iyiliği ile kamu yararını bireysel yaşamın en yüksek amacı olarak ele alır. Aristoteles tarafından siyasetin ve yönetimin modelleri ortaya konulmuştur. Buna göre Aristotales,  yöneten-yönetilen karşıtlığını esas almıştır. Politika kitabı, devletin doğasının incelenmesi ile başlar. Aristotales bu bölümde tamamen teolojik yöntemin siyasal düşüncelere uygulanışının örneğini verir. Devleti diğer topluluklardan ayırt eden onun ne daha geniş topraklar üzerinde yer alması ne de daha fazla sayıda insanı içermesidir, farklılık onun doğasındadır.

 

Bu doğaya göre yapılan modellemede: Yönetenler bir kişi olabilir, (tiran, kral). Aristotales beş tür monarşi biçimi üzerinde durmuştur ama en çok anayasal monarşiye ağırlık vermiştir. Monarşide yasaları yapan monarktır ve bu ona büyük bir üstünlük sağlamaktadır. Kişisel erkin gücünü azaltmadan bu gücün aşırılığa kaçmasını engellemenin tek yolu ılımlılıktır. Tiranlık ise monarşinin sapma halindeki yanlış şeklidir. Aristoteles’in en fazla kötülediği yönetimdir. Tiranlık da kendi içinde farklı türlere ayrılmakla birlikte, ortak özellik, egemenin ya da yöneticinin ortak çıkarı değil, kendi çıkarını gözetmesidir. Oligarşide ise Aristotales eşitsizlik varsayımının bir temel olduğunu söyler. Demokraside herkes birbirinin eşit olduğunu düşünür oligarşide ise insanlar mutlak eşitsiz oldukları algısına sahiptirler. Aristotales’ e göre oligarşi gibi demokrasi de doğru olandan sapmış, kötü bir yönetim biçimidir. Demokrasi insanların mutlak eşit oldukları düşüncesine dayanır. Demokrasi, ılımlı bir mülkiyet koşulu aranıp aranmadığına ve yasaya bağlı olup olmadığına göre kendi içinde sınıflandırılır. Politea ise oligarşi ve demokrasinin karışımıdır. Politeia iki yanlış rejimin birleşmesinden ortaya çıkmış bir doğrudur. Aristoteles’e göre ortak yararın gözetilmesi ve yasalara uygunluk ideale yakın ölçüleri sunar. Çoğulcu cumhuriyet, herkesin yararını sağlar. Politeia, demokrasi ve oligarşinin iyi yanlarının yani sınırlı mülkiyet koşulunun ve geniş siyasal katılımın bir araya getirildiği ılımlı bir karma yönetimdir.  Platon’un ideaları gibi, dünya üzerinde görülmemiş, uygulanmamıştır.

 

Demos Cratos, halkın iktidarı anlamına gelmektedir. Eski Yunan’da şehir devletleri (polis) vardı. Polisin özgür nüfusu dört ana kısma ayrılmıştır. Eupatrides (iyi doğmuşlar, soylular), geommores (küçük çiftçiler), demiurgos (zanaatkarlar) ve thetesler. Atina, çoğu poliste olduğu gibi İÖ VIII. Ve VII. yüzyıllarda krallığı tümüyle tasfiye etmiş, krallığın yerine soyluların içinden seçilen ve siyaseti tümüyle tekelleştiren dokuz Drakon getirmişti. Drakon yasaları Atina için önemli bir dönüm noktasıdır. Drakon yasaları ne kadar katı olursa olsun önemli bir dönüşüm anını işaretliyordu.  Artık ne tanrısal kökenli yasalar ne de yorumlanan söylenceler esastı artık insan eliyle yapılmış nomoi yani herkese açık yasa esastı. Solon işte bu tipten bir yasa yapıcı olarak İÖ 594’te yasa yapıcı olarak görevlendirildi. İlk önce borç köleliğini kaldıran Solon, ikinci hamlede yurttaşların tabi olduğu vergi dilimlemesini ve buna bağlı olarak siyasal hakları yeniden düzenledi. Yurttaşların çeşitli siyasal rollerle donatılması esasen polisin esenliğine yönelikti. İÖ 560’da Peistratos demokrat güçler adına tiran olarak Atina’yı yönetti. Ancak İÖ 508-507 Kleisthenes’in reformlarıyla yeniden demokratikleşme başlamıştır. Kleisthenes öncelikle  Solon’un zayıflattığı kabile bağlarını neredeyse tümüyle siyasal olarak işlevsiz bırakır  ve yurttaşları, demo, yer, mahal olarak ayırır. Kleisthenes yeni siyasal düzeni İsonomia yani bir anlamda yasalar önünde eşitlik olarak adlandırmaktadır. Buna göre yasamayı halk yapıyordu, bu yöntem doğrudan demokrasi örneğiydi. (klasik Atina demokrasisi). Amfi tiyatrolarda karar alıyorlardı. Katılanlar; Atina vatandaşı olan özgür yetişkin erkeklerdi. (Toplam olarak 15.000 kişi). Konsilyum sisteminde kurayla belirlenen Atina vatandaşları bakanlık görevini yapıyordu. Roma’ya baktığımızda ise daha pratik bir dünya görürüz. Siyaset söz konusu olduğunda pratik yaşamı temel alan Romalılar arkalarında soyut ve kurgusal düşünceleri önemseyen Yunanlılar gibi büyük eserler bırakmamakla birlikte siyasetin uygulanması düzeyinde modern siyasetin çerçevesini belirleyecek en temel hazineyi oluşturmuşlardır. Özellikle cumhuriyet dönemi Roma’sı modern yönetim düşüncesinin oluşum anlarında vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olmuştur. Roma siyasal düşüncesini meşgul eden res publica, doğal hukuk, medeni hukuk ve karma anayasa gibi kimi temel kavramları sunmuştur. Roma’da kısa süreler için seçilen magistratusların (yüksek devlet görevlileri) en önemlileri consüller, praetorlar, quaestorlar (hazine), aedilisler (kamu düzeni), tribunuslar (pleb meclisi başkanı) ve censordır (yurttaş işleri). Roma bir cumhuriyet olarak adlandırıldıysa da, Roma’yı yönetmekteki asıl rolü Senato’yu oluşturan aristokrasi görmekteydi. Daha sonra Roma toplumunun siyasal çalkantılarını tetikleyen toplumsal dönüşümlerin en önemli nedeni Roma’nın emperyal yayılmasıdır. 

 

ARİSTO’ ya göre Yönetim Biçimleri

.

YÖNETEN ÇIKARLARI AÇISINDAN

HALKIN ÇIKARLARI AÇISINDAN

Demokrasi

Politea

Oligarşi

Aristokrasi

Tiranlık

Monarşi

 

 

            Orta Çağ’da ise vatandaşlık esas değildi. Yeni Çağ’da ilk defa İngiliz kralının mutlak hükümranlığını sınırlayan Magna Carta ile hükümdarların hakları sınırlandırılmıştır. İngiliz soyluları Magna Carta'yı krala zorla imza attırmışlardır, bu belge soyluların lehine olmuştur, halka hiçbir yararı dokunmamıştır. Bir otoritenin yetkisi ilk defa yasal bir belge ile sınırlandırıldığı için önem taşır. 1688 Şanlı İngiliz Devrimi ile, ilk defa kralın yasama yetkisinin paylaştırıldığı Lordlar Kamarası, halkın temsili partisi kuruluyor. Vergi verenler, okuma yazması olanlar halkı temsil ediyordu.

 

Daha yakınlara geldiğimizde 19. yy da; Abraham Lincoln 1865 yılında Amerika’da demokrasiyi tanımlamıştır. Demokrasi halkın, halk tarafından, halk için yönetimidir. Winston Churchill demokrasiyi berbat bir rejim ancak diğer rejimlere göre kötünün iyisi olarak tanımlamıştır. Halk; vatandaş olan, siyasi hakları, medeni hakları kısıtlanmamış, belirli bir yaşın üzerindeki kişilerdir. 1789 Fransız Devrimi ile de parlamento açılmıştır. Devrimi tetikleyen görünürde vergi düzenlemesidir. Tocqueville’ nin Eski Rejim ve Devrim’de savladığı gibi esas olarak 14. Yüzyıldan beri aristokrasi ve üçüncü sınıf, esas olarak burjuvazinin çıkarları mücadele halindeydi. Sieyes 1789’da yayımladığı Üçüncü Tabaka nedir? Kitabıyla bu süreci anlatmıştır. Buna göre Tiers etat nedir? – Herşey. Siyasal Düzende şimdiye kadar ne olmuştur? – Hiçbirşey. Ne istiyor? Bir şey olmak. Sieyes’e göre soyluların dışındaki insanlardan oluşan üçüncü tabaka, topluma yararlı olan tüm işleri yerine getirdiği için her şeydir ve ulusa ait olan her şeyi kapsamaktadır. Bu sürecin billur ifadesiyse Etats Generaux (Etajenero) nun yeniden açılmasıydı. 5 Mayıs 1789’da Versailles’ da toplanan Etats Generaux’da tiers etat grubunu hemen hepsi burjuvalardan oluşan 578 üye temsil ediyordu. 17 Haziran’da meclis kendisini ‘’Ulusal Meclis’’ ilan etmiştir. 26 Ağustos’ da İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ilan edilmiştir. Derhal ekonomiyi liberalleştiren adımlar atılmış kilise ile olan ilişkiler yeniden düzenlenmiştir. Ruhban mallarına devlet tarafından el konulması, Kilise’nin yeniden örgütlenmesine neden oluştur. 12 Temmuz 1790’da Fransa’daki Katolik Kilisesi’ni Papalık ile bağları gevşetilmiş bir ulusal kiliseye dönüştüren Constitution civile du clerge ilan edilmiştir. Çalkantısı 20. yüzyıla kadar sürecek olan modern kurum ve demokrasi inşası beraberinde temsil usulünde seçim sistemlerine dek tartışma götürür konular taşımıştır. Jakoben söylem, halk egemenliği ile temsil siteminin bir uyum içine sokulmasına odaklanmıştı. Buna göre, temsilcilerin erkini kısıtlamaya olarak görev sürelerinin kısa tutulması birden fazla görev üstlenilmemesi, yasama ile yürütmenin birbirinden ayrılması gibi öneriler dile getirilmiştir. Fransa’da oy kullananlar zenginler ve vergi verenler için 5 oy, az vergi verenler için 4 oy, okuma yazma bilmeyenler için 1 oy 1 değerdi.  Modern seçim sitemlerine ve temsil mekanizmalarına varana değin Fransa beş cumhuriyet ilan etmiştir. Temsili demokrasiler de bu dönüşümlerle beraber bugünkü görüntüsünü almıştır, halkın; istek, çıkar, özlem ve dilekleri siyasal kurumlar yani müesseseler yoluyla gerçekleşmiştir.

 

Eski Yunan’daki siyasi sistemin şuan kullanılması mümkün değildir. Çünkü günümüzde doğrudan demokrasi zordur. Temsili demokrasi; halkın kendi istediği kişiyi seçip yasama ve yürütme organlarını kullanmasıdır. En ileri şekli radikal demokrasidir. Radikal demokrasi; tamamen merkezden uzaklaşma, merkezi yapının yerine Anglo-Sakson sistemi, yerinden yönetim, siyasal iktidarın en geniş şekilde paylaştırılmasıdır. Yerel meclislerin kurulması ve yerel yönetimin güçlendirilmesi (decentralization). Merkezi yetkilerin yerele, belediyelere devredilmesidir. Radikal demokrasiyi benimseyenler genelde Marxisttir. Liberal demokrasi; halkın, vatandaşın özgürce kendi temsilcileri vasıtasıyla isteklerini karar alma organlarına getirmesidir. Taleplerini siyasi partiler veya baskıcı gruplar ile duyurmasıdır. Birden çok sınıfın bulunduğu yerlerde, liberal demokrasi, radikal demokrasiye göre kullanılması daha uygundur.

 

 

 

Prof. David Apter' ın Modern Devletlerde Sistem Teorisi

 

 

 
 

 

Siyasal Sistem

 

 

 

Sol Ok: Yasa,kanun (output)Sağ Ok: Talepler (İnput) 

                                     

 

 

          

 

Siyasi Partiler,

 

Siyasi Partiler, Baskı ve Çıkar Grupları                                                            Yasama ve Yürütme Organları

 

 

 

5. Temsil ve Seçim/Oy verme

 

Temsil, vatandaşın kendisinin çıkarlarını temsil etmesi ve savunması için istediği kişileri seçmesidir. Dört çeşidi vardır:

 

·        Mütevelli veya vesayet sistemi: Bu görüş elitist bir anlam taşır. Mütevelli, bir başkasının sahip olduğu mülk veya onu ilgilendiren meselelerde kendisine resmi olarak sorumluluk yetkisi verilen kimsedir. Bir başka deyişle, eğitimli, bilgili ve belirli bir konuda uzman olanlar diğer az eğitimli kişinin haklarını temsil eder. İngiltere 17. ve 18.. yüzyılda bu yöntemi kullanıyordu. (yukarıdan-aşağıya bir yapı) Edmund Burke bu sistemin ilk temsilcisidir. Bu sisteme getirilen eleştiriler ise; eğer halk cahil, düşük eğitimli ve kandırılmışsa, siyasetçilerin (elitistlerin) kendi başına hareket etmeleri gerekiyorsa, halkın temsilci seçmesi en başından yanlıştır. Diğer eleştiri ise temsil ve eğitim arasındaki ilişki tartışılmamalıdır. Eğitim ekonomi ve siyasette etkili olabilirken, başkalarının çıkarları doğrultusunda doğru ahlaki yargılamalar yapmak için kesinlikten uzaktır.

·        Delege Modeli: Kısaca, başkası adına hareket etme veya yetki devretmedir. Sendika ve derneklerde görülür. Seçilen kişi kendi değer ve yargılarını uygulamak yerine, diğer insanların görüşlerini ifade eden bir aracı olarak davranması beklenen kimsedir. Bu sistem ile halkın yönetime katılımı açısından büyük fırsatlar sağlaması ve politikacıların kendi çıkarlarına hizmet etme yönündeki eğilimlerini sınırlar. Halk egemenliği idealini gerçekleştirmeye daha yakındır. Negatif yanı ise; seçmenlerin çıkarlarına bağlı olmasını sağlayarak bölgeselliği besler ve çatışma yaratır. Yasama üyelerinin ulusu temsil etmek yerine seçmenleri temsil etmesi en çok korkulan durumudur. Diğer negatif yanı ise; politikacıların kendi çıkarlarına yönelik çalışmalar yapmasını engellemek için, delegasyon liderliğinin veya devlet adamlığının yetki alanının sınırlandırılmasıdır.

·        Vekalet Modeli: 'İdeoloji olarak destekliyorum deyip, partiye oy verilmesidir kısaca. Bu sistem, bir partinin bir seçimi kazanarak halkın vekaletini aldığı düşüncesine dayanır. Bu parti, seçim kampanyası boyunca açıkladığı bütün siyasaları ve programları gerçekleştirme yetkisine sahip olur. Bu sisteme, oy verme davranışı ve seçmenin rasyonel ve iyi eğitilmemiş olması konusunda eleştiriler vardır. Diğer eleştiri alan yönü ise seçmenler sadece vaad edilen siyasalarla ilgilenecekler, diğer bölümlerdeki değişiklikler ile ilgilenmeyecekler ya da çok fazla karşı çıkamayacaklardır. Eğer parti %50'yi almayı başaramazsa, modelin kullanımı imkansız hale gelebilir. Bu model adeta deli gömleği giymek gibidir. Çünkü partinin önerdiği görüşler doğrultusunda sınırlamalar getirir.

·        Benzeyiş (Benzerlik) Modeli: Bu modele göre, belli bir gruptan gelen ve o grubun tecrübelerini paylaşan insanların sadece bütünüyle o partinin çıkarlarıyla özleşebildiğini ileri sürer. Kadın kadın temsilci, Yahudi Yahudi temsilci seçmesi gibi. Meslek, cinsiyet, yaş, statü, etnik kimlik benzerlik modelinin faktörlerinden sayılabilir. Modelin eleştirel yanı; eğer bütün temsilciler geldikleri grupların çıkarlarını gerçekleştirirlerse, bunun sonucunda hiç kimsenin ortak yararı sağlanmayacak ve kapsamlı kamu çıkarları gerçekleşmeyecektir. Toplumsal bölünme, çatışmalar olacaktır.  

 

            Günümüzde en çok delege ve vesayet sistemi kullanılmaktadır. Siyasal anlamdaki temsil; belirli periyodlarla adil, rekabetçi ve hepsinin aynı şartlarda adil seçim yapılmasıdır. 20 yy.'da genel ya da evrensel oya geçildi. 1 oy eşittir 1 kişi eşittir 1 değer anlayışı benimsendi. Her seçme ve seçilme yeterliliğine sahip birey, renk, cinsiyet, zenginlik ve eğitim düzeyi  fark etmeksizin özgür ve eşit olarak  oy kullanabilmektedirler.

 

            Dünyada oy verme davranışlarını belirleyen etkenler; a) Sosyolojik nedenler (sosyolojik model, grup üyeliği ve toplumsal uyum), b) Psikolojik nedenler  (partizanlık ve parti kimliği modeli aileden gelen alışkanlıklar), c) Ekonomik nedenler  (rasyonel tercih modeli yani özçıkar-menfaat) ve d) İdeolojik (hakim ideoloji modeli, ideolojik manipülasyon ve kontrol)’ nedenlerdir.

 

Seçimler:

            1. Seçimler genel olarak kamu makamlarına insan yerleştirme için yapılır ve makamlara gelen kişiler siyasa yapma sorumluluğu taşırlar. (Aşağıdan yukarı bir yapı.)

            2. Bizim menfaatlerimizi koruyan, savunan ve temsil eden kişilere oy veririz. (Aşağıdan yukarı bir yapı.)

            3. Seçimler gizli oy ile yapılır. Seçtiğimiz kişiler ile hükümeti kuracak olanları ve yasama-yürütme organlarını temsil edecekleri belirlemiş, oluruz.

            4. Seçimler her yerde adil ve rekabetçi olmamaktadır. Bunun diğer ismi meşruiyet sağlamadır. Yukarıdan aşağı bir yapı vardır. Mısır, Suriye, Irak gibi ülkelerde tek parti rejimleri vardı. Seçimler yapılıyordu ve hep aynı tek parti seçiliyordu. Parti kendisini seçtirip meşruiyet sağlıyordu. Zaten seçilebilecek, alternatif başka bir parti yoktu. Bu yolla seçilen partiler, kamuoyunu şekillendirme işlevi görüyor; Devletin resmi ideolojisini yukarıdan aşağı empoze  ediyor; elit kesimi güçlendirerek, kendisine destek sağlıyor.

           

Seçimlerin İşlevleri

 

            Seçimler politikacıların hesap vermeye çağrılmasını ve bir bakıma kamuoyunu yansıtan siyasaları önermeye zorlamasını sağlayan bir mekanizmadır. Seçimlerin aşağıdan yukarıya olan işlevleri önemlidir. Bu işlevler; siyasi istihdam, temsil, hükümet kurmak, siyasayı etkilemek, vb. Yukarıdan aşağı olan işlevi ise; seçimleri hükümetlerin ve siyasi elit grupların insanları daha pasif, uysal ve nihai olarak yönetebilir hale getirmek amacıyla halk üzerinde denetim kuran bir araçtır. Meşruiyet zemini yaratmak, kamuoyunu şekillendirmek ve elit grupları güçlendirmeyi amaçlar. Seçimlerin tek ortak özelliği hükümete ve insanlara, elit gruplara ve kitlelere birbirlerini etkileme fırsatı sağlayan iki yönlü bir yol niteliği olmasıdır. Genel olarak seçimlerin işlevleri;

·         Politikacı istihdamı: Demokratik devletlerde partilerin aday göstermeleri göz önünde bulundurulduğunda seçimler siyasi istihdamın kaynağıdır. (muhtarlar, belediye başkanı, il başkanı, vs. aşağıdan-yukarı işlev). Dolayısıyla politikacılar, seçmenlerin isteklerini yerine getirenlerden ziyade, karizma sahibi, hitabet yeteneği olan ve iyi bir dış görünüşü olan seçim propagandasıyla ilgili beceri ve yeteneklere sahip kişilerdir.

·         Hükümetler kurmak: Seçimler sadece siyasi yönetimin doğrudan seçildiği Amerika, Fransa ve Venezuella gibi ülkelerde hükümetleri doğrudan kurar. Parlamenter sistemde ise; seçim sistemi tek bir partiye açık parlamenter çoğunluk verdiğinde seçimler hükümetlerin kurulmasında etkili olur.

·         Temsiliyet sağlamak: adil ve rekabete dayalı olduklarında seçimler, taleplerin halktan hükümete aktarılmasını sağlayan bir araç görevi görür. Seçilmiş hükümetler dünya üzerinde hiçbir yerde genel anlamda toplumun temsilini oluşturamaz.

·         Siyasayı etkileme: Seçimler, radikal ve halk tarafından beğenilmeyen siyasaları yürütmekten alıkoyar; ancak, sadece istisnai durumlarda tek bir konu seçim kampanyasına hakim olduğunda seçimlerin siyasayı doğrudan etkilediği söylenebilir.

·        Seçmenleri eğitmek: Kampanya süreci, seçmenlere partiler, adaylar, siyasalar, mevcut hükümet kayıtları, siyasi sistem hakkında bol miktarda enformasyon sağlar. Bu enformasyon yabancılaşma yerine halkın ilgisini çekerse ve tartışma yaratırsa eğitime yol açar. Ancak, adaylar ve partiler, halkı eğitmekten ziyade, onları ikna etme yönünde bir arayış içine girerler. Dolayısıyla enformasyon sağlama yönünde yetersizlerdir. 

·        Meşruiyet inşa etme: Mısır, Suriye, Irak gibi otoriter ülkelerde bile rekabete dayalı olmasa da seçimler yapılmaktadır. Ancak her seçimde aynı ve tek parti oylanır. Başka bir alternatif yoktur. Tek partili ülkelerde seçim yapılmasının sebebi ise yönetime meşruiyet sağlamaktır. Vatandaşın politikaya dahil olması sınırlı olsa bile, aktif olarak rıza göstermeye teşvik eder. Kamuoyu şekillendirme işlevi görür. Devletin resmi ideolojisini yukarıdan aşağıya empoze eder.

·        Elit grupları güçlendirmek: Seçimler, elit grupların kitleleri yönlendirdiği ve denetlediği bir araç olarak görülebilir. (yukarıdan-aşağı işlev). Elit kesimi güçlendirerek kendine destek sağlar.

     

                  Seçim Sistemleri

     

1. Nispi (Görecelik) Sistemi: Partilerin seçim başarılarıyla doğrudan oranlı olarak mecliste veya parlamentoda temsil edilmesidir. Yani seçimlerden elde ettikleri oy sayısının sandalye sayısına eşit olması gerektiği sistemdir. Daha çok koalisyon ve çok partili sistemlerle ilişkilendirilir. Nispi sistemin iyi yönü; halkın genel iradesini temsil eden adil bir seçim olmasıdır. Kötü yönü ise; istikrarsız zayıf iktidarlar kurulma ihtimalidir. Demokratik adil ama güçsüz  bir sistem olarak eleştirilir.

2. Çoğunluk Sistemi: Temsil bölgesinde en çok oyu alan parti, milletvekili çıkarır. Adil değil, ancak güçlü iktidar kurulur. Genelde tek parti yönetim sistemidir. Görev süresi bitene kadar  iktidarda kalırlar.

Nispi Seçim sisteminin istikrarsız koalisyon hükümetleri kurmasını ve ülkeyi siyasal krizlere sokmasını engellemek için baraj sistemi de kullanılmaktadır.

 

6. Siyasi Partiler

 

            Siyasi partiler 1789 Fransız Devrimi'nden sonra ortaya çıkmıştır. Şanlı İngiliz Devrimi'nde 1688 yılına kadar parlamento yoktur, aristokratlar vardır. 1789 Fransız Devrimi ile Etajenero ile meclisin açılmasıyla halk siyasete katılmıştır. İlk parti örgütlenmesi Fransa'da, ilk partileşmiş gruplar İngiltere'de ortaya çıkmıştır.

            Sağ partilerde otorite vardır. ( alt-üst, emir-komite, yukarıdan-aşağı bir yapılanma var.) Her ne kadar demokrat olursa olsun, başta bir oligark var ve yönetimi sağlar (oligarşinin tunç/demir kanunu). Sağ partilerde sınıf farkı vardır. Görevler, vazifeler vardır, “şunu yap, bunu yap diye, vergi vermek, vatanı korumak”. Sağ partilerde gelenekler ve yeniliklere direnç vardır. Aile bağları, dini inançlara önem verirler ve bu değerlerin devam etmesini isterler. Hiyerarşisi dikey olarak yapılanmıştır.

            Sol partilerde yatay bir yapılanma vardır. Bölgesel yapılanmaların daha fazla söz hakkı vardır, sağ partilere kıyasla. Sol partiler eşitliğe önem verirler. Sol partilerin bütün fikirleri Rönesans’tan gelmektedir. Kardeşlik ilkesi sol partiler için önemlidir. Sol partiler yenilikçi partilerdir. Eski rejimin yıkılmasını, dini siyasete karıştırmama gibi ilkelerinin yanında, gelenek ve göreneklere göre hareket etmektense, yeni adetlere yönelirler.

            Sağ partilerde ulusalcılık ve milliyetçilik vardır. Solda ise enternasyonalizm, uluslararasıcılık vardır.

 

7. Parti Tipolojileri

 

            Beş ayrı parti tipoloji tasnifi vardır. Bunlar;

 

·             1910- 1915 yılları arasında Alman Roberto Michels, Almanya’da Alman-sosyal demokrat parti üzerinde araştırma yapmıştır. Bir parti tabandan tavana doğru yapılanıyorsa en üstte oligarşik bir yapılanma vardır. Bu duruma oligarşinin tunç kanunu adını vermiştir.

·        1953 yılında Fransız Duverger; partileri kitle partisi ve kadro partisi olmak üzere ikiye ayırmıştır. Kitle partisi genelde sol partilerdir. Çok sayıda üyenin küçük aidatları ile geçinirler. Aşağıdan yukarı yapılanırlar. Kadro partiler ise sağ kanat partilerdir. Partiyi elit bir grup kurar ve yukarıdan aşağı bir yönetim vardır. Seçim zamanlarında örgütlenme hat safhaya ulaşır.

·        1962 yılında Sigmund Neumann partileri birleştirici ve temsilci partiler olmak üzere ikiye ayırmıştır. Temsili partiler genelde sağ partilerdir, temsili ön plana çıkarırlar. Birleştirici partiler ise sol partilerdir.

·        1980’lerde İtalyan Giovanni Sartori’ye göre; anayasal ve radikal/devrimci partiler vardır. Anayasal parti mevcut çıkarlara, kanunlara uymayı tercih eder, genelde sağ kanat partilerdir. Devrimci veya radikal olarak adlandırılan partiler ise sol partilerdir. Varolan düzeni değiştirmek isterler.

·        Günümüzde partiler ile ilgili en son tanım Andrew Heywood tarafından yapılmıştır. Heywood’a göre Duverger, Neumann ve Sartori aslında aynı açıklamalarda bulunmuş ve bu durumdan hareketle Heywood partileri sağ ve sol partiler olmak üzere ikiye ayırmıştır. Sağ kanat partilerde küçük bir oligark vardır ve ülkeyi yönetirler.

             

8. Siyasi Parti Sistemleri

 

Seçim sistemlerine göre parti sistemleri belirlenmektedir.

 

a.      Tek Parti Sistemi:

Komünist sistem; farklı sınıflar yoktur, tek bir sınıf bütün halkı temsil etmektedir. Faşist-Komünist sistem; diktatörün kendi partisi var ve başka partilerin kurulmasına izin verilmemektedir. Öncü partiler; devleti yeni kuran partilerdir. Örneğin CHP. Bir devlet mandadan veya savaştan yeni çıktığını düşünürsek, halkı yönlendiren kitleye öncü partiler denir. Anti-colonial partiler; Afrika’da İngiliz kolonileri parçalanınca anti-colonial mücadeleyi sağlayan bir grup parti kurarak, hükümeti kazanmış, bağımsızlığını isteyen halkta bu partiyi desteklemiştir. Hukuk çok partili sisteme elverişli de olsa, halk tek bir partiye oy verir.

b.      Çift Parti Sistemi:

Gerçek demokrasi sistemedir. Halk iki ana partiyle ilgileniyor, diğer partilere önem vermiyor. Bu sistemde her partinin kurulmasına izin verilir. Sağ partiler cumhuriyetçi partilerdir, sol partiler ise demokrat partilerdir. Amerika’yı örnek alarak açıklarsak, Amerikan milliyetçileri (WASP; White Anglo Saxon Protestan-beyaz, zengin) milli, manevi değerlere önem veren, ordunun kuvvetlenmesini isteyen, devletin müdahalesinin az olmasını isteyenler cumhuriyetçilere oy verirler. Yahudiler, diğer etnik azınlık gruplar ise demokrat partiye oy verirler. Eğitim, sağlık sisteminde devletin yardımlarını savunurlar. Daha az bilgili, genelde kiliseye giden kesim ise cumhuriyetçilere oy verirler.

c.       Hakim Parti Sistemi:

Çok sayıda parti vardır, bu sistemde ve serbestçe örgütlenebilmelerine izin verilir. Ancak halkın özgür, periyodik ve adil seçimleriyle hep aynı parti iktidar olmaktadır. Japonya’da liberal demokrat parti 70 yıldır yönetimde, İsviçre’de Sosyal Demokrat Parti 60 yıldır yönetimde, İngiltere’den bağımsızlığını alan Hindistan Kongre Partisi ile yönetimini sürdürmektedir. İşte bu durum hakim parti sistemi olarak adlandırılmaktadır. Halkın özgür iradesiyle adil, periyodik ve demokratik yapılan seçimlerle hep aynı parti seçiliyorsa, hakim parti sistemi olarak adlandırılmaktadır.

d.      Çok Parti Sistemi:

Her parti bir şekilde temsil ediliyor. Hiçbir parti tek başına mutlak yönetim kuramıyor. Hükümet kurulamıyor, onun yerine güçsüz bir koalisyon kuruluyor. Adil, hakkaniyetli ve periyodik seçimlerle rekabete girerler

 

 

 

9. Baskı ve Çıkar Grupları

 

            Siyasi etkileşme biçimleri, 20. yy'da örgütlü grupların ve çıkarların önemlerinin artmasıyla değişime uğramıştır. Özellikle 1960'larda iş dünyası çıkarları, sendikalar, çiftçi lobileri ve benzerlerinin değerlendirmeleri ve siyaseti etkileme çabaları artmıştır. Daha sonra bu gruplar tüketici haklarının korunması, hayvan hakları, cinsiyet eşitliği, çevre korunması konularına kadar kendilerini geliştirdiler.

            Siyasette, ekonomide, vergi politikaları, eğitim, kültür, çevre vb. konularda karar alıcılar siyasi partilerdir. Ancak bu kararların alınmasına yön verecek olan veya zorlayacak örgütlerde vardır. Bu örgütler literatürde sivil toplum kuruluşu olarak geçmektedir.  Tarıma dayalı veya geleneksel toplumlarda sivil toplum kuruluşları epeyce farklılaşmıştır. Örneğin; ABD'de bu kuruluşların seslerini duyurma, özgür ifade, basın özgürlüğü, toplantı özgürlüğü bazı anayasal garantilerle koruma altına alınmıştır. Sivil toplum kuruluşları ikiye ayrılmaktadır;

            1. Siyaseti etkileyen ortak menfaatler; Ortak menfaatler doğrultusunda birleşirler. Örneğin Türkiye Barolar Birliği sadece avukatların menfaatlerini savunurlar. TOBB daha çok devlete kredi vermek, daha fazla özel mülkiyet sağlamak ve özel sektör girişimini desteklerler. Türkiye Eczacılar Birliği vs. İşveren sendikaları da bu gruba dahildir. TİSK, TÜSİAD, TESK, HALK-İŞ, MİSK, TÜRK-İŞ.

            2. Ortak amaçlar doğrultusundaki kuruluşlar; Ortak idealleri ve amaçları vardır, parti ayrımı gözetmezler. Çevrenin korunması gibi. (ÇEVKO)

 

10. Siyasi Partiler ve Baskı-Çıkar Grupları Arasındaki İlişkiler  

 

 Siyasi partiler ve baskı çıkar grupları olarak ikiye ayrılan siyasi kurumlar siyasal hayatın taşıyıcılarıdır. Baskı çıkar grupları; demokratik toplumlarda, gelişmiş refah ülkelerinde vs. görülür. Belirli olaylara yönelik olan gruplardır. Örneğin; hayvan severler derneği, çevre derneği gibi. Sadece kendi gruplarıyla ilgili konuyla ilgilidir ve yereldir. Örneğin; Büyükçekmece güzelleştirme derneği. Siyasi partiler, baskı çıkar gruplarının aksine bütün konularla ilgilenmek zorundadırlar. Siyasi partiler bütün yurdu kapsar, baskı çıkar grupları sadece yereldir. Siyasi partiler, siyasi iktidarı elde etmeye çalışır. Baskı çıkar grupları ise siyasal partileri kendi menfaat ve çıkarları doğrultusunda etkilemeye çalışırlar.

 

            1. Siyasi partiler iktidarı ele geçirmeye çalışan örgütlü toplum, baskı-çıkar grupları ise iktidarı ele geçirme amacı taşımayan örgütlerdir. Mevcut siyasi partiyi kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışır.

            2. Siyasi partiler bütün konulara odaklanmak ve çözüm getirmek zorundadır. (Kültür, sağlık, eğitim, politika, vs.) Baskı-çıkar grupları ise tek bir konu ile ilgilenir. Örneğin; tüketici haklarını arttırmak, doktor, kadın, çevre, vs.

            3. Siyasi partiler bütün ülkede yayılmışlardır. Baskı-çıkar grupları bölgesel, lokal' dir. Yalnızca 16 federal devletten oluştuğu için Federal Almanya Cumhuriyeti  buna  istisna teşkil etmektedir.

 

 

Yukarıda bahsedilen siyaset kuramı ve siyasal kurum ve kuruluşlar ile siyasal sistem ve siyasal davranışları  ( seçmen davranışı ) halkımıza teorik çerçeveden kurtararak pratik yani uygulamalı olarak anlatmalı ve oylarını buna göre kullanmalarını teşvik etmeliyiz. Bunun içinde siyasal partiler ile baskı ve çıkar gruplarına büyük görev düşmektedir.

           

Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER

 

AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

TÜRDER – Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği Genel Başkanı

TODGEP – Toplumsal Değişim ve Gelişim Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi

TÜRKİYE-AVRUPA VAKFI Yönetim Kurulu Üyesi

Son Yazılar