Reklam
  • Reklam
GÜNLÜK EKONOMİ ANALİZİ - 27 MART
EMRE DEĞİRMENCİOĞLU

EMRE DEĞİRMENCİOĞLU

GÜNLÜK EKONOMİ ANALİZİ - 27 MART

27 Mart 2015 - 11:55

 

Yemen’de dün başlayan askeri operasyon haberleri haliyle küresel risk algısını negatif etkiledi

 

Aden körfezinde petrol sevkiyatı ile ilgili endişeler petrol fiyatlarını; güvenli liman arayışı ise altın fiyatlarını yukarıya taşıdı

 

Dış finansman bağımlısı ve kırılgan sınıfta yer alan gelişmekte olan ülke para birimlerinin ise dün ilave bir satış baskısı ile karşı karşıya kaldığını görüyoruz

 

Yüksek volatilite ve belirsizliğin büyük ihtimalle içinde bulunduğumuz yıl boyunca korunmaya devam edeceğini düşünüyoruz

 

Yatırımcıları riskten olabildiğince uzak durmaya davet ediyoruz

 

Piyasa Özeti ve Yorumu

 

Özellikle tüm dünyanın yakından takip ettiği ve geride bıraktığımız hafta küresel risk iştahına olumlu anlamda katkı koyacak bir şekilde sonuçlanan kritik FED toplantısı ardından küresel mali piyasaların görünümü içinde bulunduğumuz haftanın ikinci yarısında yeniden olumsuza döndü. İçerde her ne kadar yeni bir bilgi içermese de, Moody’s’in Türk Bankacılık Sektörüne yönelik negatif görünümlü raporu satış baskısı kurarken, dün sabah Suudi Arabistan ve bölgedeki müttefiklerinin Yemen'e askeri operasyon düzenlediklerine ilişkin haberler küresel risk iştahında keskin sayılabilecek bir bozulmaya yol açtı. Özellikle ABD hisse senetleri endeksi son 2 günde neredeyse % 2'nin üzerinde kayıplar yaşarken, bu sabah saatlerinde Asya piyasalarında da dominant rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Hatta dün gün içinde bir kez daha 1,1040 seviyesini test eden EUR/USD paritesi, günün sonunda hızlı bir değer kaybı ile karşılaşarak 1,0865 seviyesine varan bir gerileme kaydettiğini görüyoruz. Risk iştahında görülen azalmanın dolar cephesini güçlendirmesi ile EUR’da son günlerde görülen olumlu rallinin yerini yeniden düşüşe terk ettiğini görüyoruz. Elbette, yukarda da değindiğimiz üzere, Moody's'in Türkiye bankacılık sektörü için yayımladığı negatif raporun gölgesinde Türk Lirası'nda dün özellikle sabah saatlerinde göreceli olarak daha yüksek bir oranda değer kaybı yaşandı. Hatırlanacağı üzere, her ne kadar diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine göre FED sonrası süreçten daha az olumlu anlamda yararlansa da, Dolar karşısında Türk Lirası kademeli olarak 2,54’lü seviyelere kadar gevşemesinin devamında dün günün ilk yarısında 2,6150 seviyesine varan hızlı sayılabilecek bir yükseliş görüldü. Sepet bazında da bakıldığında, Türk Lirsası’nın EUR ve USD kur sepetine göre değeri 2,66’lı seviyelerden hızla 2,75 seviyesine yaklaştığını görüyoruz. Yüzdesel bir yaklaşımla TL'nin döviz sepeti karşısında bir günde % 2 civarında değer kaybetmesini pek de sağlıklı olarak yorumluyamıyoruz. Gerek Moody’s raporu, gerek Yemen’de yaşanan gelişmeler, gerekse son günlerde artan iç kaynaklı riskler ki bunların başında AKP içindeki gerginlik, çözüm sürecine yönelik yaşanan tatsızlık ve yaklaşan seçimlere yönelik belirsizlik, zaten sıkınıtlı bir performans arz eden Türk Lirası varlıklara yönelik algının bir kademe daha kötüleşmesine neden oldu.

 

Elbette bülten yazan kişinin gece geç yatıp ABD kapanışını görmesi, sabah erken kalkıp Asya açılışını yakalaması, hem ekonomiden, hem biraz siyasetten, hem jeopolitik risklerden biraz anlayarak sokaktaki vatandaşın da anlayacağı bir dilden gelişmeleri harmanlayıp üstelik her gün de uzun vadeli görüşünden pek de sapmadan yazma gereksinimi kolay bir iş değil. Her analistin sahip olması gereken ve altını elle tutulur materyal ve beklenti ile desteklemesi gereken uzun vadeli bir görüşü olmalıdır. Ama bu ana görüşden sapmadan, vade uyumsuzluğu tarzında, kısa vadeli olumlu görüşleri de bültenininde okuyucularına yansıtmalıdır. Bizi okuyan değerli yatırımıcıların özellikle geride bıraktığımız sene ortasından itibaren görüşlerimizin pek de olumlu tarafta olmadığını biliyorlar. Negatif olmamızın sebebi aslında bir miktar dışsal, bir miktar da içsel faktörlerin birleşiminden kaynaklanıyor. Dışarda uzun yıllardır alışmadığımız kadar ileriye giden parasal genişleme adımlarına rağmen ayrışan bir dünya ile karşı kaşıyayız. ABD ekonomisi rezerv para özelliğinin de yardımı ile krizden çıkma noktasına gelip % 3 civarda büyüme yakalarken, dünyanın diğer kısmında ise negatif enflasyon ve negatif büyümenin egemen olduğu, faiz hadlerinin rekor düşük seviyelere gerilediği yeni bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız. ABD dışında özellikle Japonya’da başarısız olan parasal genişleme adımına rağmen Avrupa’nın da para basmaya ısrarla katılmasını ve sorunların sadece para politikası çerçevesinde çözümlenmeye çalışmasını anlamak kolay değil. İçerde ise özellikle faiz enflasyon tartışmasına paralel son dönemlerde yaşanan merkez bankası ekseninde tatsızlığın yarattığı satış baskısı, yıla petrol fiyatlarının avantajını arkasına alan Türkiye’yi maalesef ileriye taşıyamadı. Dünyada bollaşan paranın üretim yerine sermaye piyasalarında sıkışıp kalması ve reel ekonomiyi desteklememesine karşın içerde de üretimi ve ekonomik aktiviteyi desteklemek adına talep edilen agresif faiz indiriminin yarattığı tahribat ve bir noktada yeniden başlayacak bu tartışmalar, dış finansman bağımlısı olan Türkiye açısından pek de hayra alamet olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de faizlerin yüksek olduğunu ben de kabul ediyorum ama enflasyon ve cari açık ve yüksek özel sektör borçluluk oranlarına paralel bir faiz seviyesi ile karşı karşıya olduğumuzu da unutmamak gerekiyor. Sene başı TCMB’nin faizleri yavaşça düşüreceği bir ortamada piyasa faizlerinin de kademeli olarak gerilemesini beklerken, talep edilen hızlı faiz indirimi, üretim ve ekonomik aktivitenin sadece para politikası ile desteklenme çabaları ama reform isteğini hayata geçiremeyen bir hükümet, orta vadeli bir bakış açısı ile TL ve TL cinsi yatırım araçlarına pek de destek olmayacağını düşünüyoruz. Dahası senenin ikinci yarsısında Amerika Merkez Bankası FED’in pimi çekmeye ve faiz artırmaya başlayacağı ve faiz artırım sürecinin neredeyse 6 yıldır devam eden bol ve ucuz para döneminden sonra zorlu bir sürecin başladığına işaret etmesi, özellikle dış finansman ile büyüyen Türkiye, Brezilya ve Güney Afrika gibi bağımlı gelişmekte olan ülkelerin işini çok ciddi anlamda zorlaştıracağını düşünüyoruz. Kaldı ki, Tükiye’de son dönemlerde baş gösteren büyüyememe sorunu, artan işsizlik ve artan şirket borçları nedeniyle yatırımcılara olumlu ve uzun vadeli bir hikaye sunamadığımızdan dolayı, kısa vadede TL için pek de olumlu konuşamıyoruz. Bu nedenle, herkesin de çok açık bir şekilde gördüğü üzere, özellikle kur cephesinde her gevşeme daha da yukarıya gidecek endişesi ile alım fırsatı olarak yorumlanıyor. Aşağıda, USD/TL kurunda, tekrar görülürse 2,50 ; yukarda ise 2,65 seviyeleri şu anda geniş bir bakış açısı ile alt ve üst bandı oluşturuyor. Kurun 2,65 seviyesinin üzerine gitmesi için ABD’de faiz artırım haberlerinin iyice yaklaşması ve ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yukarı yönlü yükseliş göstermesi gerekiyor. Olası aşağı gevşemelerde gerek hanehalkı, gerekse şirketlerin kur risklerini hedge etmek veya kapatmak için fırsat olarak kollaması gerektiği yönündeki düşüncemizi yinelemeye devam ediyoruz.

 

EMRE DEĞİRMENCİOĞLU

İKTİSATBANK HAZİNE GRUP MÜDÜRÜ

Son Yazılar