Reklam
  • Reklam
EKONOMİDE YENİ YIL BEKLENTİSİ..
EMRE DEĞİRMENCİOĞLU

EMRE DEĞİRMENCİOĞLU

EKONOMİDE YENİ YIL BEKLENTİSİ..

29 Aralık 2014 - 12:02

 

Değerli Yatırımcılar,

 

Zor bir seneyi geride bırakmaya sayılı günler kala artık küresel piyasalar hakkında yazacak pek de birşey bulamıyoruz. Bir tarafta zorlu geçen senenin yorgunluğu, diğer tarafta seneyi kapatma heyecanı; Batı aleminde Noel ile birleşen yılbaşı tatili derken iyice kuruyan likiditenin de yardımı ile artık piyasalarda tabir caizse yaprak kıpırdamıyor....

 

İyisiyle kötüsüyle 2014’e hoşçakal demeye hazırlanıyoruz. Bitmeyen bir heyecanla, hüzünüyle, sevinciyle küresel piyasaları siz değerli okurlarımıza, yatırımcılar ve tanışma şansına nail olduğum değerli kişilere en iyi şekilde aktarma heyecanı ile sabahın erken vakitlerinde yazdığımız bu bülten, televizyon ve radyo programları, gazete ve dergi köşeleri ile sizlere doğru bilgiyi öngörebildiğimiz ölçüde ve en önemlisi zamınında aktarmak için çok çalıştık. Geriye dönük baktığımda çok mu başarılı olduk, emeğimiz karşılığını alabildik mi tam olarak bilmiyorum ama yeni yılda da en iyi gayret esasına göre sizlere doğru bilgiyi iletme çabamız devam edecektir.

 

Hatırlanacağı üzere benim de doğum günüm denk gelen 17 Aralık 2013 gününde patlak veren siyasi türbülans ve akabinde 2014 yılı başında Türkiye ekonomisine yönelik olarak artan spekülatif atak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) tüm faiz oranlarını agresif bir şekilde bir gece yarısı olağanüstü toplantısı ile artırmak zorunda kalarak başlamıştık. Halbuki 2013 yılına girerken küresel yatırım ortamı ve konjonktür ılımlı, piyasalarda ise risk iştahı yüksek ve beklentilerin de iyimser tarafta olduğu bir yıldı. 2013 yılında Türkiye ekonomisi yatırım yapılabilir not ile ödüllendirilmiş, gösterge faiz % 5 seviyelerine kadar gerileyerek neredeyse tüm zamanların en düşük seviyesini görmüştü. Akabinde patlak veren Gezi Parkı olayları ve devamında ABD Merkez Bankası’nın (FED) likiditeyi kısıyoruz yönünde ateşlediği işaret fişeği ve parakraf başında da değindiğim üzere Aralık ve Ocak aylarında  yükselen siyasi risk primi TCMB’nin 2013 yılında izlediği düşük faiz politikasını terk etmesine ve politika faizini % 4,5 seviyesinden % 10 seviyesine kadar yükseltmesine neden olmuştu. TCMB’nin faiz ve likidite adımları ile kurun ateşi ancak kontrol altına alınabilmişti.

 

Dolar/Türk Lirası kurunun Ocak 2014’de 2,40 seviyesine dayanarak tüm zamanların en yükseğini test etmesi ve ardından bahar ve yaz aylarında artan iyimserlikle TL Dolar karşısında yeniden değer kazanarak 2,08’li seviyelere kadar gerilemiş, ancak sene içerisinde oldukça volatil (hareket dalga boyu yüksek) bir seyir de izlediğini not etmemiz gerekiyor. TCMB’nin araç bağımsızlığına gölge düşüren ve hükümet kanadından gelen faiz indir büyümeyi teşvik et yönündeki baskı ve tavsiyelere kısmen boyun eğdiği ve 2014 yılı içerisinde politika faizini % 8,25 seviyesine kadar geri çektiğine de hep beraber şahit olmuştuk (enflasyonun % 9 seviyesinde katılık göstermesine rağmen). Akabinde yurtdışı cephede hızlanan hareketli seyir, özellikle Rusya’nın Kırım ve Ukrayna açılımlarına yönelik ABD ve AB cephesinden gelen ve sene sonuna doğru artan yaptırımlar petrol fiyatları üzerine adeta kabus gibi çökmesi, dengelerin de yeniden değişmesine neden oldu. Düşük büyüme ve düşük seyreden talebe rağmen OPEC’in yanısıra ABD’nin de petrol üretiminde önemli bir oyuncu olarak rol üstlenmesi ve kimsenin süpermarketteki rafını kaybetmek istememesine parale üretim kesintisine gitmemesi, petrol fiyatlarında kabaca % 50’ye varan değer kayıplarını da beraberinde getirdi.

 

Elbette düşen enerji fiyatları, ithalatçı ve ihracatçı ülkelerin de kendi aralarında ayrışmaya neden oldu. Yılın son çeyreğinde Türk mali piyasaları olumlu anlamda ayrışırken, Rusya para biriminin ise sene başına nazaran % 100’ün üzerinde değer kaybettiğine de şahit olduk. Türkiye, her ne kadar enerji ithal eden bir ülke konumunda olsa da ve düşen enerji fiyatlarından makroekonomik olarak olumlu etkileneceğini beklesek de, gelişmekte olan bir ülke konumunda olduğunu ve yurtdışında cereyan eden olaylara kayıtsız kalamayacağını anladık.  Rusya para biriminde görülen spekülatif atak ve alınan tüm tedbirlere rağmen değer kaybeden Ruble’den TL’nin de nasibini aldığını görüyoruz. Birçok analistin “Rusya Gribi” olarak nitelendirdiği salgından TL’nin de zayıf düşen bünyesi nedeniyle hastalandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir tarafta halen daha uluslarası normlara göre yüksek sayılan cari açık ve enflasyon, diğer tarafta ise git gide daha akut bir sorun haline gelen büyüyememe ve yüksek işsizlik hele hele FED’in üç vakte kadar faiz artırmaya hazırlandığı bir ortamda Türk Lirası’nın Dolar karşısında tüm zamanların yeni en düşük seviyesine olan 2,41’li seviyelere varan değer kaybını da beraberinde getirdi. Türk Lirası alternatif yatırım araçlarının da (borsa ve tahil / bono piyasası) benzer süreçten negatif etkilendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Görüleceği üzere Türk Lirasında oldukça dalgalı geçen bir yıl ardından bilinmezleri ile dolu 2015 yılına girmeye hazırlanıyoruz. Küresel kriz yılı olan 2008’den beri neredeyse "bol ve ucuz" likidite sunan FED’in 2014 yılının son çeyreğinde tahvil alımı ile yürüttüğü gevşek para politkasını sonlandırarak 10 yıl aradan sonra 2015 yılında ilk defa faiz artırmaya hazırlandığını bizzat FED Başkanı müstakbel hanımefendi Yellen’in ağzından duyduk. ABD ekonomisi ve elbette küresel finans sistemi için yeni bir evreye işaret eden bu süreç, haliyle halen daha kırılgan bir seyir izleyen ABD dışındaki ülkeler açısından da büyük önem arz ettiği kanaatindeyiz. FED’in bu kadar yıldır devam eden düşük faiz ve bol likidite enjeksiyonu ardından ilk kez faiz artırımına gidecek olması beraberinde büyük soru işaretlerini de getirdiği kuşku götürmüyor. Aralarında Türkiye ekonomisinin de bulunduğu ve dış finansman ihtiyacı olan ülkelerin yükselecek borçlanma maliyetleri karşısında sıkınıtlı bir süreçten geçeceğine kesin gözüyle bakıyoruz. Bu nedenle düşen enerji fiyatlarından yararlanmaya çalışılmalı, ancak içerde de bünyeyi sağlamlaştıracak hükümetin reform isteğini yakından takip etmeye devam edeceğiz. Herşeyi düşen ve ne kadar kalıcı olacağı bilinmeyen petrol fiyatlarının seyrine bırakamayacağımız çok açık.

 

2015'in bu anlamda 2014 yılına göre daha çetrefilli bir yıl olacağını, dalga boyunun dönem dönem daha da yükselebileceğini, petrolün yarattığı olumlu hikayenin Türkiye’nin makrokonomik verilerine olumlu yansıması durumunda TCMB’nin yılın ilk yarısında faizleri indirip ikinci yarısında artırabileceğini, kurun büyük ihtimalle yeni zirvelere imza atacağını kısaca hareketli bir yılın bizi beklediğini düşünüyoruz....

 

“Nerede hareket orada bereket” söylemini de elbette unutmamak gerekiyor. Risk on / off algımızı doğru zamanlarda ayarlayabilirsek ve finansal risklere karşı koruma kalkanlarımızı güçlü tutabilirsek, 2015 yılı hepimize bol kazanç getirebilir...

 

Önce huzur, sağlık, mutuluk ve başarı dileyerek tüm güzelliklerin sizin, ailenizin ve işinizin olmasını temmeni ediyorum...

 

Yeni yılınız hepimize kutlu olsun.

 

2015’de tekrar görüşmek üzere,

 

Saygılarımla ve sevgilerimle,

 

EMRE DEĞİRMENCİOĞLU

İKTİSATBANK HAZİNE GRUP MÜDÜRÜ

Son Yazılar