Reklam
  • Reklam
KKTC EKONOMİSİ VE TÜRKİYE
ATIL AYAZ

ATIL AYAZ

KKTC EKONOMİSİ VE TÜRKİYE

20 Mart 2014 - 12:42

 

Hibeler, krediler, maaş ödemeleri, teşvikler ve ekonomik mali protokol.. O kadar çok duyuyoruz ki bu terimleri, KKTC-Türkiye arasındaki ekonomik ilişkiler günün her anı karşımıza çıkıyor. Herkesin söyleyecek bir sözü var, herkesin yorumu hazır.

 

Terimleri ezberledik de, içeriği ne kadarını biliyoruz? Samimiyetle söyleyeyim, ben duyduğum kadarıyla yorumluyordum. Gördüm ki çoğunluk da böyle yapıyor zaten.

 

Fakat kısa süre önce, merak ettiğim detayları öğrendim sayılır. Bu yazıda size, beni aydınlatan bir toplantıdan bahsedeceğim..

 

Ama durumu daha iyi anlatabilmek için hepinizin yaşamış olduğu bir psikoloji ile giriş yapmak istiyorum konuya.

 

Düşünün ki büyük bir holdingde çalışıyorsunuz. Zam dönemi, maaşınıza artış bekliyorsunuz, çünkü o kadar çok sözler verilmiş ki size, bu kez inancınız tam. Maaş günü geliyor, ödeme hesabınıza yatıyor ama bakıyorsunuz ki, beklediğinizle yatan arasında tam anlamıyla dev bir uçurum var. O hırsla size söz veren yöneticinin yanına gidip soruyorsunuz ister istemez; hani zam? Gelen cevap işi kökten çözüyor; 'çok bastırdık ama genel müdüre takıldı, onay vermedi'..

 

Medya dünyasında yıllarca bu durumla çok karşılaştığımız için rahatlıkla paylaşabiliyorum bu duyguyu.. O an genel müdürü kara listenin başına oturtuyorsunuz. Çünkü gözünüzdeki tek suçlu o. Aslında işin aslı farklı. Adamcağızın ne verilen sözlerden, ne de istenen zamdan haberi var. Aradaki işgüzarların oyununda adı kullanılmış, hepsi bu..

 

Aynı sahneyi, KKTC yaşıyor. Alınan kararlarda, atılan adımlarda, iyi işlerde, kötü işlerde, hatta torpilde de, yolsuzlukta da her top Ankara'ya atılıyor. Savunma üç kelime, 'Ankara böyle istedi!' İşte birilerinin bulduğu bu kılıf, herkesi yanlış yönlendiriyor.

 

Genel müdürle çalışan arasındaki işgüzar yönetici gibi, burada da aradaki isimler ortalığı toz duman ediyor. Tabi bu durum ister istemez toplumda ciddi bir rahatsızlığa sebep oluyor, haklı olarak şikayetler artıyor. Peki çözümü ne bu işin? Aracıları aradan çıkarıp, direkt diyalog kurmak..

 

İsimleri bende saklı, ülke ekonomisini dert edinen uzman bir grup kısa süre önce bir araya geldi. Ben de o toplantıdaydım. Akşam saati, iş çıkışı keyifli bir buluşmaydı. Gündem başlığı belli, KKTC ekonomisi.

 

İsim ve kurum adı vermeyeceğim ama bilmelisiniz ki toplantıya katılanlar ekonomiye hem teoride, hem de pratikte hakim kişilerdi.

 

Önce ülke ekonomisinin durumu kondu ortaya, ekonomiyi ayakta tutan sektörler sıralandı. Sonra da Türkiye'den gelen yardımın miktarı paylaşıldı. Kamu maaşları, hibeler, krediler derken, KKTC'nin yıllık bütçesinin yüzde 29'unu Türkiye'nin karşıladığını öğrendik.

 

Peki ama neredeyse bütçenin üçte biri dışarıdan gelirken, ülke ekonomisi neden büyümüyordu? Yoksa bu maddi yardım kalburla su taşımak gibi miydi? Aslında öyle görünüyor durum. Çünkü Türkiye'den KKTC'ye aktarılan rakam, ülkede üretim olmadığı için ithalatla tekrar yurt dışına çıkıyor. İthalat kalemleri arasında taşıt, akaryakıt ve içki büyük yer tutuyor. Sadece ithalat da değil, turizm ve eğitim için de yurt dışında harcanan rakam çok ciddi boyutlarda.

 

Tam bu konular konuşulurken, Kıbrıslı bir ekonomi profesörü araya girdi, yaptığı bir araştırmadan bahsetti. Dedi ki; dışsal yardımların yapıldığı ülkelerde, tasarruf mantığı kalmıyor. Nasılsa hazır para geldiği için, harcamalar hızla artıyor, lüks tüketim sıradanlaşıyor. Bu tüketim zincirini de, asgari ücretle bile işe başlayan bir vatandaşın, hemen gidip BMW taksitine girmesiyle örnekledi.

 

İşte o an bir soru soruldu. Durum buyken, memur maaşlarına yapılan artışla piyasa hareketlenir mi? Cevap net, hayır! Çünkü memurların büyük bir kısmı aldığı maaşı, tekrar yurt dışına gönderiyor. Az önce de saydık ya; otomobil, benzin, yurt dışı eğitimi, yurt dışı tatili derken paralar geldiği gibi ülke sınırından çıkıyor..

 

Ülkeye Türkiye üzerinden giren rakamın genelinden bahsettik, harcama sevgisini az çok anladık. Şimdi gelelim değerlendirme sürecine. Bütçede ağır yük tutan hibeler ve krediler kimlere veriliyor? Bu yardımlar gerçekten de yerine ulaşıyor mu, hak eden kişiler faydalanıyor mu?

 

Toplantıdan en keyif aldığım anlardan biriydi bu. Çünkü herkes içini döktü.  Herkes tek bir ağızdan yapılan yardımların politik olarak kullanıldığı için, ekonomiye faydalı olmadığını savundu. Hatta bir akademisyen; ' 2000 yılına kadar, vatan millet sakarya diyene, T.C yardımları sormadan sorgulamadan aktarıldı, o yüzden de yatırım yok!' dedi.

 

Nokta atış bir gözlemdi bu. Demek ki sokaktaki vatandaş da aynısını düşünüyor, ekonomiye katkı koyan yatırımcı da.. Krediler kimlere veriliyor, bankalar vatandaşa ne tür zorluklar çıkarıyor, yapılan yardımlar gerçekten de yatırıma mı harcanıyor, projenin ekonomik etki analizi sağlıklı bir şekilde tamamlanıyor mu,  siyasetçiler bu yönlendirmenin neresinde?  Hocalar anlattı, Ertan Bey not aldı, hepsini kalem kalem yazdı..

 

Şimdi tekrar dönüyoruz KKTC'nin yönetim yapısına. Çok dikkat çekici başlıklar çıktı bu konudan da. Aylardır konuşulan ama kimsenin elini taşın altına koymadığı 'müşavir ordusu' bir kez daha gündemdeydi. Hükümet ve belediyelerdeki kadro yığılması tartışıldı uzun süre, seçim vaadiyle işe alınanlar, bütçe yükünü düşünmeden arttıranlar..

 

Özellikle dikkatimi çeken bir rakamı paylaşmak istiyorum sizlerle. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden bir ayrıntı; bir öğrencinin bakanlığa maliyeti yıllık 17 bin lira. Oysa o öğrenci özel okulda okusa, yıllık yapacağı ödeme 10-12 bin lira arası. Ki bunun içinde yemeği, ulaşımı, forması, kitabı da dahil. Bu tablo gösteriyor ki, devlet okulu özelden çok çok daha pahalıya geliyor. Vatandaşın cebinden çıkmıyor ama devlete yükü daha ağır. Bu verimsiz kullanımın faturası yine devletin kasasından çıkıyor. Yani devlet bakanlığı by-pass edip her öğrenciyi özel okulda okutsa, kişi başı minimum 5 bin lira artıda olacak. Tirajikomik bir tablo..

 

Tabi sadece bakanlığa değildi eleştiri, üniversitelerin de kulakları çınladı bol bol. İşin ehli akademisyenler artan öğrenci hedefinin, eğitim çıtasını düşürdüğünden yakındı. Rant kavgasının uzun vadede ülke ekonomisine ciddi zararlar vereceği konusunda dikkat çeken tespit ve uyarıları vardı..

 

Ortak sıkıntılardan biri de gözü korkan, daha doğrusu korkutulan yatırımcı. Ben de bu dertten muzdariptim. Karşılaştığım sıkıntıları paylaştım. Daha önce KKTC'ye milyon dolarlık yatırımlar yapmak için gelen arkadaşlarımın, neden geri döndüklerini anlattım. Devlet dairelerindeki disiplinsizlik, her engeli rüşvet ile aşma mantığı ve en önemlisi kendilerini mali müşavir diye tanıtan iş bilmezlerin yaşattığı sıkıntıları sıraladım. Bu tabloyu görenler değil yatırım yapmak, tatil için bile KKTC sınırlarına adım atmadığını vurguladım. Yani tehlike çok ciddi, bir an önce önlem alınmalı.

 

KKTC'nin iddialı bir tüketim toplumuna dönüştüğünden bahsettik de, hiç mi üretim yok? Elbette var. Yurt dışından bile yakından takip edilen birçok konuda iş adamları çalışıyor. Ama onların önünde de maliyet engeli var. Asgari ücretten tutun, elektriği, suyu derken maliyet artıyor. Hatta bir akademisyen bu yüksek maliyetleri bizim dergimizle örnekledi. İlgiyle takip edilen 'Ne, Nerede, Ne Kadar' köşesini açtı, fiyat kıyaslamalarıyla yüksek maliyetin vatandaşa yansımasını gösterdi. 

 

Kendi adıma söyleyeyim, keyifli bir toplantıydı. Çünkü konu konuyu açtı, hem bilgi paylaşımı sağlandı, hem de aradaki iletişim kopukluğu giderildi. Teşhisi konulan, acil tedavi bekleyen birkaç tespiti sıralamak istiyorum..

 

- Ülke ekonomisinin büyümesi için üretim artmalı, ithalat azalmalı,

- Tasarruf tedbirleri alınmalı, gerekirse tüketici kredileri kısıtlanmalı,

- Hibe ve kredi yardımını ekonomiye katkı koyacak yatırımcı kullanmalı, vatandaşı canından bezdiren prosedür engelleri kaldırılmalı,

- Tekelleşmemek şartıyla yerli yatırımcı desteklenmeli,

- Üreticiyi teşvik için maliyetler aşağı çekilmeli,

- Devlet kadroları daraltılmalı, oradan artacak rakam üretime aktarılmalı,

- Ülkeyi zarara uğratanlara hesap sorulmalı,

- KKTC'yi yatırımcı için cazip bir ülke haline getirmeli, gereken kolaylıkları sağlamalı,

- Eğitimde kazanç kaygısı, kalitenin önüne geçmemeli,

- Verimsiz kullanılan Milli Eğitim Bakanlığı için acil tedbir alınmalı..

 

Her yönüyle verimli bir toplantıydı. Dinlemekten, yeri geldiğinde fikirlerimi paylaşmaktan keyif aldım. Umarım ülke ekonomisi için de iyi bir adım olur bu buluşma. Çıkan sonuçların, reel sektöre en verimli şekilde yansıması dileğiyle..

 

ATIL AYAZ 

EKONOMİ KIBRIS GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Son Yazılar