ÇİN MALLARI TÜKETİCİYİ TEHDİT EDİYOR


 

Son yıllarda tüm dünya piyasalarını Çin malları kuşatmış gibi. Tabi ülkemizde de pazarlar, büyük alışveriş mağazaları, dükkanlar, işportalar, sokaklar Çin malları ile dopdolu.

 

Çok büyük kısmı standardı belli olmayan, kalitesiz, fakat ucuz olan Çin mallarının alıcıları da o oranda çok. Çünkü satın alım gücü düşük Türk tüketicileri için fiyat, hep birinci tercih nedeni olmuş, standart ve kalite arka plana itilmiştir.

 

Ucuz olmasının arka planında Çin’de işgücünün ve üretim maliyetlerinin gelişmiş ülkelere göre çok daha düşük olması yatmaktadır. Çocuk oyuncaklarından, terlik ve ayakkabılardan, oto yedek parçalarından tekstile kadar her yerde Çin mallarını görmek mümkün.

 

İthal yoluyla giren ve özellikle sağlık ve güvenlik açısından ciddi riskler taşıyan bu ürünlerin sağlık açısından sık sık gündeme gelmesi, kamuoyunda tartışılması, piyasa gözetim ve denetiminin de yetersiz olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

 

Örneğin Çin’de üretilen oyuncaklarda çocukların sağlığına ve gelişimine zarar verebilecek düzeylerde kurşun içerdiğinin saptanması, tekstil ürünlerinde kabul edilebilir düzeyin tam 900 katı fazla zararlı maddeler bulunması birçok ülkede piyasadan toplatılır ve tüketiciler bu konuda bilinçlendirilirken ülkemizde 2-3 gün sonra tartışıldıktan sonra unutulup gitmektedir.

 

Son “Zehirli Ayakkabılar” örneğinde olduğu gibi tüketici örgütlerinin baskısı, medyanın da geniş yer vermesi sonucunda bu ayakkabıların markası ve piyasaya sürenler açıklanmıştır. Şimdi halk sağlığını hiçe sayan bu firma yetkililerinin, idari yaptırımların yanında, toplum sağlığını tehlikeye düşürmekten Ceza Kanunu kapsamında da yargılanıp, yüksek kazanç hırsıyla benzer işleri yapmayı düşünenlere ibret olacak en ağır şekilde cezalandırılması gerekmektedir.

 

Her eğitim yılı başlangıcında  sağlık riski taşıyan Çin malı veya Uzakdoğu menşeli kırtasiye ürünleri konusu gündeme gelmekte, uyarılar yapılmakta; ilgili STK’lar ve yetkili kamu kurumları harekete geçip bu ürünler piyasadan toplatılmakta, fakat yine de tüketicilere ulaşması büyük ölçüde engellenememektedir. Bu durum, yalnız tüketicinin sağlık ve güvenliğini tehdit etmekle kalmamakta, yerli üretim ve üreticiye de darbe vurmakta, ülke ekonomisinin cari açığını da arttırmaktadır.

 

Oyuncak sektöründe yüzde 95’e, elektrikli cihazlarda yüzde 60’a, kırtasiye sektöründe ise yüzde 45’e kadar çıkan Çin malı oranı; işsizliğin ve de yoksulluğun oranını da olumsuz etkilemekte, ekonomiye zarar vermektedir.

 

Bu olumsuz durumun giderilmesi konusunda asıl iş hükümete düşmektedir. Yoksul tüketici kitlesine “satın alma” uyarılarının karşılık bulmayacağı ortadadır. Çünkü satın alım gücü düşük bu büyük tüketici kitlesi evine ilk kez porselen tabak, ayağına ilk kez terlik, çocuğuna ilk kez oyuncak alabilmiştir, kalite (!) arayabilecek lüksü (!) yoktur.

 

Bu bağlamda, Çin mallarının denetimsiz veya kaçak olarak da ülkeye girişini önleyici tedbirleri almak, tüketicinin sağlık ve güvenliği açısından zorunluluktur. Fakat daha da önemlisi; tüketicinin satın alım gücünü arttıracak, üreticinin, sanayicinin elektriğini, vergisini ucuzlatarak rekabet gücünü yükseltecek ve Milli Eğitim Bakanlığı, meslek kuruluşları, sendikalar ve ilgili STK’larla işbirliği yapılarak “Yerli Malı” bilincini arttıracak çalışmaların bir an önce hayata geçirilmesidir.

 

AYDIN AĞAOĞLU 

TÜSODER GENEL BAŞKANI