İktisatbank Hazine Grup Müdürü Emre Değirmencioğlu'ndan günlük ekonomi analizi!

Kıbrıs ekonomisi için para piyasalarındaki sert hareketler büyük etki gösteriyor. Peki yeni haftada hangi başlıklara dikkat etmek lazım? İktisatbank Hazine Grup Müdürü Emre Değirmencioğlu günlük ekonomi analizinde madde madde sıraladı.


İktisatbank Hazine Grup Müdürü Emre Değirmencioğlu'ndan günlük ekonomi analizi!

Noel tatili ve yılbaşı öncesi işlem hacminin iyice düşmeye başladığına şahit oluyoruz

 

İçerde ise, Avrupa ve ABD Merkez Bankaları toplantıları ardından yarın TCMB’nin olağan Aralık ayı faiz toplantısı takip edilecektir

 

Haliyle piyasa, TL’de yaşanan keskin değer kaybı ve FED hamlesi ardından TCMB’nin yarın politika duruşunun nasıl şekilleneceğini merak ediyor

 

Kanımca, TCMB yarınki toplantıyı pas geçebilir. Teknik bir bakış açısı ile, bu hamlenin kuru yeniden ilk etapta 3,54 devam gelirse 3,60’lara doğru sürükleyebileceğini düşünüyorum

 

Ölçülü bir artırım adımı gelmesi durumunda ise aşağıda (olası yıl sonu iyimserliği ile) 3,35 seviyesi yeniden hedeflenebilir

 

Ø  Piyasa Özeti ve Yorumu

 

Geride bıraktığımız hafta, FED’in toplantısı ardından pek çok işlemci açısından yılın tamamlandığını söylemek gerekiyor. Keza, küresel mali piyasaların, haftaya başlayacak olan Batı alemi Noel tatili öncesinde pozisyonlarını yavaş yavaş kapattığı, kar / zararını yazdığı ve dolayısıyla işlem hacminin de düştüğü günlerden geçiyoruz. Takvim anlamında, 1 sene aradan sonra faiz artıran FED ve devamında FED’den ziyade piyasaların kılavuzunun 2017 yılında Trump olacağının anlaşılması ardından, gözler belki de yılın son takip edilecek toplantısına çevrildi. TCMB’nin Aralık ayı olağan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı yarın sonuçlanacak. Hatırlanacağı üzere, enflasyon görünümünün izin vermesinin de yardımı ile, TMCB, sadeleştirme anlamında, 2016 Mart ayında başlatmış olduğu ve daha basit ve politika faizine konsantre para politika duruşu kapsamında borç verme faiz oranı olan faiz koridorunun üst bandını ardarda 7 toplantıda 250 baz puan indirmiş, Ekim toplantısını pas geçmiş, Kasım toplantısında ise, TL’de şiddetlenen satış baskısı ve TCMB’nin sorgulanan bağımsızlığı ve kredibilitesine bir cevap niteliğinde hem politika faizinde hem de faiz koridorunun üst bandında sırası ile 50 ve 25 baz puan artırıma gitmişti. Elbette, Türkiye’nin tek sorunun TCMB’nin faiz politikası olmaması ve TCMB toplantısı ile aynı güne düşen AB’nin tavsiye niteliğindeki müzakereleri dondurma kararı arından TL’de satış baskısı faiz artırımın etkisini silip yeni zirvelerin test edilmesine neden olmuştu.

 

Aslında, her ne kadar kısa vadeli TL üzerinde baskı yaratan unsurları pek çok kez tekrarlasak da, son 10 seneyi aşkın döneme baktığımızda ise pek çok birikimli sorunun TL’yi bugünlere getirdiğini görüyoruz. Müsaadenizle, çok da sizleri sıkmadan kısaca geriye doğru uzanmak isterim.

 

2003 ile 2010 arası yıllara baktığımızda, Türk Lirası’nın enflasyona göre dolar karşısında değerli kaldığını görüyorum. Enflasyonun birikimli olarak ABD enflasyonundan kat be kat artmasına rağmen kurun uzun süre düşük kalması, hatta düşük kur yüksek faiz politikası ile TL’nin baskılanmasının son yıllarda acısını hep beraber hissediyoruz. Kabaca, 2003 ile 2010 yıllar arasında, USD/TL kuru 1,40 – 1,54 bandında seyretmiş. Yani, TL’nin dolar karşısında % 10 değer kaybettiğini görüyoruz. Yine kabaca bakıldığında, söz konusu 7 senede, birikimli enflasyonun Türkiye’de % 76 ; ABD’de ise % 19 seviyesinde gerçekleştiğini not etmek gerekiyor. Bu bağlamda, TL dolar karşısında yeteri kadar değer kaybetmemiş, yada daha doğru bir yaklaşımla değerli kalmış. Elbette, kurun belli bir patika oturması, yurtdışı borçlanmanın da artmasına neden olmuş, ve 2011 yılına geldiğimizde artık kucağımızda cari açık problemini bulmuş olduk. Cari açığım 80 milyar dolara dayanarak GSYIH’nin % 10’lu seviyelerine ulaşması, ekonomide kırılganlıkları da beraberinde getirdi. TCMB’nin alımış olduğu yerinde kararların da yardımı ile 2012 yılını daralan bir cari açık ile geçirmemiz ardından 2013 yılında oyun değiştirici 3 gelişme yaşandı. Birçok yatırımcının hatırlayacağı üzere, FED’in eski Başkanı Bernanke’nin 2013 Mayıs toplantısında tahvil alımları ile yürüttükleri genişlemeyi kısmaya başlayacağını açıklaması gelişmekte olan para birimleri üzerinde yıkıcı bir etki yaratırken, akabinde, siyasi iktidara yönelik en büyük tehdit olarak görülen Gezi Parkı olayları ve devamında 17-25 Aralık döneminde patlak veren ve ayakkabı kutuları ile özleşen siyasi kriz dönemini yaşadık. Türk Lirası’nın söz konusu dönemde Dolar karşısında 1,95 seviyelerinden 2,39 seviyesine yükselmesi ile TCMB 28 Ocak 2014 tarihinde faiz silahını etki bir şekilde çekerek kuru kısa bir süre için tutabilmişti. Elbette, sonrasında ise, soğumaya başlayan ekonomi ve artan işsizlik nedeniyle siyasi iktidarın da devamlı eleştirilerine maruz kalmıştı. 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi ardından 2015 de çift seçimler derken, seçim kalabalığı ile ivme kaybetmeye devam eden ekonomi, 2015 yıl sonunda FED cephesinde başlayan faiz artışları ve devamında 2016 yılında Türkiye cephesinde başlayan peş peşe tatsız gelişmelerin pençesinden kurtulamayan TL ve TL cinsi yatırım araçları, ciddi anlamda baskı altında kaldılar. Kronolojik sıraya göre bakmak gerekirse, (1) 15 Temmuz hain darbe girişimi ile başlayan sürecin (2) 23 Eylül Moody's’in not indirimi ile devam etmesi ve iki yatırım yapılabilir nottan birini kaybeden Türkiye’den çıkmaya başlayan yabancı fonların kur üzerinde devam eden baskısı (3) OHAL uygulamasının uzatılması ile yatırımcıların Türkiye’ye yönelik risk iştahında kısmen de olsa yaşanan bozulma (4) net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin 8 sene ardından arz kısıntısına giden OPEC ve OPEC dışı ülkeler nedeniyle yükselişe geçen enerji fiyatlarından negatif etkilenmesi (5) yükselen petrol fiyatlarının cari açık ve enflasyonla mücadeleye sekte vuracak olması (6) Suriye ve Musul’a yönelik tırmanan jeopolitik riskler ve terör saldırıları ile iç güvenlik endişelerine paralel düşen turizm gelirleri (Türkiye’ye Nisan - Eylül döneminde  gelen turist sayısı 2013-2014 ve 2015 yıllarında ortalama 25 milyon civarında olurken 2016 da 16 milyon kişiye kadar gerilemesi % 60 dan fazla düşüş) (7) S&P ve Moody’s’den gelen not indirimi ardından Türkiye’yi halihazırda yatırım yapılabilir ancak negatifte izleyen Fitch’ten de yakın gelecekte beklenen olası bir not indirimi (8) not indirimleri ardından tabir caizse süper ligden bir alt lige veya daha kolay anlatımla spekülatif cetvele inen Türkiye’nin yurtdışından elde edilecek borçlanma maliyetlerinde yaşanacak artış (9) fon girişlerinin kalıcı ve uzun vadeli olmaktan ziyade daha fazla vur kaç tarzında olan sıcak ötesi kaynar para olarak nitelendirilen hedge fon işlemleri ile kalitesizleşecek olması (10) tüm bu gelişmelere ilave olarak, ısınan iç siyaset, cumhurbaşkanlığı sistemine geçis için harcanan enerji ekonomi ve yapısal reformların ileriye ötelemesi (11) AB vizyonundan Şangay İş Biriği örgütüne yönelik meydana gelen eksen kayması (12) idam konusunun devamlı sıcak tutulması (11) Trump dönemi ile ABD artmaya başlaması beklenen enflasyon ve faizler (12) tüm bu gelişmelere paralel TCMB’nin tam da net olmayan faiz duruşu kafa karıştırmaya devam ediyor. Bu bağlamda, 15 Temmuz darbe girişimine nazaran % 10 değer kaybı ile ilk sırada; 23 Eylül Moodys not indirimine göre % 18 değer kaybı ile ilk sırada ; 8 Kasım Trump seçimleri göre % 10,60 ile ilk sırada ; yılbaşına nazaran temerrüt durumunda olan Arjantin Pezosu ardından % 20 değer kaybı ile ikinci sırada olan yani nereden bakarsak bakalım çirkinlik yarışmasında (dolara karşı değer kaybı) TL’nin hep ilk sıralarda yer aldığını görüyoruz.

 

Yukardaki ana resme bakarak, hastalığı tek başına TCMB’nin çözmesini de beklemek çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Netice itibarı ile, mesele tam olarak TCMB’nin meselesi de değil. TL’nin yeniden istikrar kazanması için, pek çok alanda, siyasi, diplomatik, jeopolitik normalleşme yaşanması ve bir an önce yapısal reform takvimine sadık kalınarak yeniden işe kolların sıvanarak başlanması gerekiyor. Bu değişim (hikaye) eğer yabancı yatırımcılara da hızlı bir şekilde anlatılabilirse, TL’nin ligin alt sıralarından hızla yukarılara doğru yeniden tırmanabileceğini düşünüyoruz.

 

Uzaklardan yakınlara gelerek yarın sonuçlanacak TCMB'nin yılın son toplantısına bakalım. Piyasanın genel beklentisi, TCMB PPK’nın yarın faiz oranlarında artırıma gidebileceğini satın alıyor. FED’in daha sıkılaşak para politikası duruşu, Meksika Merkez Bankası’nın faiz artırımı ve 2017 enflasyon beklentilerinin gerisinde kalmaması gereken TCMB’den yarın ölçülü de olsa bir adım geleceği tahmin ediliyor. Elbette, TCMB’nin faiz oranlarında artırıma gitmesi, yılsonu daralan işlem hacmi ve beraberinde yılsonu iyimserliği ile birleşerek TL’yi yine dolar karşısında 3,35’li seviyeler kadar kademeli olarak itebileceğini düşünüyoruz. Öte yandan, TCMB’nin yarın pas geçmesi durumunda ise, kurda yeniden ilk etapta 3,54 ve devamında 3,60’lı seviyelere doğru yolculuk başlayabileceğini de düşünüyoruz.

 

Asya piyasaları, yeni gün ve hafta başlangıcında oldukça sakin. Makroekonomik cephede sabah saatlerinde Almanya’da açıklanacak olan IFO iş dünyası güven endeksi takip edilebilir. Türk Mali piyasaları yarın TCMB kararı ardından yön bulacaktır.

 

EMRE DEĞİRMENCİOĞLU

İKTİSATBANK HAZİNE GRUP MÜDÜRÜ