Reklam
  • Reklam
Anastasiadis: Harita yoksa, konferans da yok!

Anastasiadis: Harita yoksa, konferans da yok!

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Cenevre’deki Kıbrıs konferansının, “iki toplumun katılımıyla, beşli değil aslında dörtlü olacağını” savundu ve “Çünkü ilgili taraflar yani Kıbrıs Cumhuriyeti ve 3 garantör katılacak” dedi..

Reklam
02 Ocak 2017 - 09:30 - Güncelleme: 02 Ocak 2017 - 12:29
Reklam

 

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Cenevre’deki Kıbrıs konferansının, “iki toplumun katılımıyla, beşli değil aslında dörtlü olacağını” savundu ve “Çünkü ilgili taraflar yani Kıbrıs Cumhuriyeti ve 3 garantör katılacak” dedi.

Rum Yönetimi Başkanı ile Trodos’taki başkanlık konutunda yaptığı ilk ve geniş kapsamlı röportajı “Cenevre’ye Başkan Olarak Da Gidiyorum” başlığıyla manşete çeken Politis’e göre Anastasiadis, Cenevre’ye sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı olarak da gideceğini, 1 Aralık tarihli BM açıklamasında belirtildiği gibi harita sunulmaması halinde 12 Ocak’taki konferansın söz konusu olmayacağını” söyledi.

Gazete, Anastasiadis’in “Mont Pelerin’den sonra ne oldu da 1 Aralık’taki yemekte uzlaşmaya varıldı?” sorusuna, “Çıkmaz ilanından ve sorumluluğun Kıbrıs Rum tarafına yüklenmesinden kaçmak istedim” net yanıtını verdiğine dikkat çekti.

“KONFERANSA 5 DAİMİ ÜYENİN KATILIMINI ZARURİ GÖRÜYORUZ”

Gazetenin, “Cenevre’de 5 daimi üye olacak mı olmayacak mı, Sayın Akıncı ile yemekte uzlaşılan ne?” sorusuna karşılık, “Samimi olmam gerek. O gece Avrupa Birliği’nin olacağını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde söyledik. Diğerlerinin, arzu edip etmedikleri, katkısı olup olmayacağına bağlı olacaktı” diyen Anastasiadis şöyle devam etti:

“Bizim argümanımız, herhangi bir çözümün, muadil güçlü bir kararla güçlü bir kabulünü gerektireceğinden (5’lerin) katılımının doğru olacağı idi. Yani, çözümün normal şekilde uygulanması için barış gücünün yükseltilmiş yetkisinde veto sorunu yaşamamamız ve Kıbrıs sorununun çözümünden sonra anayasal düzeni güvenceye alacak güçlü bir karar için Güvenlik Konseyi 5’lisinin hazır bulunması Kıbrıs meselesine hizmet eder. Dolayısıyla  tıpkı diğer bazı unsurların da katılımını zaruri gördüğümüz gibi (5’linin) katılımını zaruri buluyoruz.”

Anastasiadis, “zaruri mi yoksa kırmızı çizgi mi?” sorusuna karşılık, “Kırmızı çizgiler, kolayca görüş ortaya koyup sorumluluk taşımayanlar tarafından ortaya konulur. Mesele, nerede duracağını bilmektir. Bir şey Kıbrıs halkının malum çıkarlarına hizmet ediyorsa o kırmızı çizgi meselesi değildir.  Aynı zamanda şu veya bu şekilde bir şeye, çözümü kabul edilmeyecek hale getirecek derecede zarar verirse, bu, değerlendirip karar vermen gereken bir konudur” dedi. Kırmızı çizgi söylemlerinin en talihsiz aleni diyalog tercihi olduğu değerlendirmesinde bulunan Anastasiadis, “çünkü iki tarafın güttüğü tavırlar ortadayken, müzakere olanağı tanımak yerine sorun yaratır” dedi, şunları ekledi:

“Güvenlik Konseyi 5’lisinin ötesinde, tüm üyelerin katılımının mümkün olup olamayacağı, davet yapılması, katılmak istenip istenmeyeceği konusunda geniş bir tartışma oldu. Avrupa Konseyi’nin, belki İslam Konferansı’nın, Avrupa Yatırım Bankası’nın, Avrupa İmar Bankası’nın, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın. Bütün bunlar, oynayacak rolü olanlardır. (garanti antlaşmalarına) Taraf olanların, yani Kıbrıs Cumhuriyeti ve üç garantör güç ve elbette iki toplumun meşgul olacağı garantiler konusunda değil. Rolleri hem kısıtlıdır, hem de daha önce söylediğim kararlarla (Güvenlik Konseyi üyeleri) ve çözümün ekonomik yönüyle ilgili unsurlar ve örgütlerdir.  Yalnız Kıbrıs sorununun iç ve dış yönleriyle ilgili anlaşmazlıkları değil ekonomik yönü konusunda da başarılı olmak için iyi ön hazırlık yapmamız gerek.”

“BM’den ilgili davetleri göndermesini mi bekliyoruz?” sorusu üzerine, “elbette, Genel Sekreterliğe kalmış. Ancak çaba en azından, doğrudan müzakere masasında olmasa da çevresinde, çözümün tabi olduğu konuların görüşülmesidir. Bunun, hem Kıbrıslı Rumların hem Kıbrıslı Türklerin, herkesin menfaatine olacağına inanıyorum” cevabını veren Anastasiadis, “Cenevre günlerini mi kast ettiği” sorusuna “elbette evet. Kıbrıs konferansını kast ediyorum” dedi.

“İSTENSE DE İSTENMESE DE KIBRIS CUMHURİYETİ KONFERANSTA OLACAK”

Anastasiadis sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Cenevre’de temsiliyetiyle ilgili soruya karşılık, “İstense de istenmese de, uluslararası bir antlaşma iptal edilecek, değiştirilecek, dönüştürülecek v.s. ise o antlaşmaya taraf olanların tamamı katılır.  Sözde beşli konferansa-ki beşli değil-  bir yandan anlaşmaya taraf olanlardan birinin temsilcisi olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bir yandan da garantilerin varlığından etkilenen Kıbrıs Rum toplumunu temsilen katılacağım. Garanti rejiminden aynı şekilde etkilenen Kıbrıs Türk tarafı da (katılacak). Dolayısıyla, sorun yok. Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımadığını söylemesi veya söylememesi beni çok az ilgilendirir. Garanti Antlaşmaları’nı değiştirmek, tasfiye etmek v.b. diyaloğu olması için, istese de istemese de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temsil edilmek zorunda.  Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanlığım asla sona ermedi. 

Toplumlararası diyalog söz konusu olduğunda, eski anlaşmalar çerçevesinde, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni değil Kıbrıs Rum toplumu lideri olarak temsil ediyorum.”

AKINCI DA KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’Nİ TEMSİL ETTİĞİNİ SÖYLERSE…

“Ya Akıncı da ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni temsil ettiğini söylerse?” sorusu üzerine ise Anastasiadis “bu geçersiz olur” iddiasında bulundu, şunları ekledi:

“Söylese bile,  (KKTC, garanti antlaşmasına ) taraf değildir.  Tanınmış devlet de değildir. Dolayısıyla herhangi uluslararası bir tutar tarafı olmayacak, yasadışı oluşum da yükselmeyecek, bu sıfatla katılma hakkı da olmayacak. Taraf olan, her iki toplumu da temsil etmekte olan Kıbrıs Cumhuriyeti’dir. İki toplum hazır bulunacak, dolayısıyla Antlaşmanın altında Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Vekili’nin imza attığı 1960’taki gibi Kıbrıs Türk tarafının diyalogda söz sahibi olmasını ihtimal dışı bırakmayın.”

Anastasiadis, “bu konunun, usul açısından, görüşmenin özünü havaya uçurabileceğini düşünüp düşünmediği” sorulduğunda, “Bir düşüncedir ancak size bir şey söyleyeyim.  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını BM de reddedemez. Tanınmış bir devlettir. Bir uluslararası antlaşmanın iptali, değiştirilmesi, dönüştürülmesi hakkındaki uluslararası hukuk kuralları da değiştirilemez. Garanti antlaşması, BM’ye sunulmuş bir uluslararası antlaşmadır.  Bunu ne Yunanistan ne de İngiltere reddeder.  Taraf ülkelerden biri, tanımıyorum derse,  bunca yıldır kaydedilen bütün diğerleri gibi kaydedilecek bir beyan olur, herhangi hukuki bir tutar tarafı olmaz.”

“MONT PELERİN’İN SORUMLULUĞU RUM TARAFINA KALIRDI, KONFERANSIN SORUMLULUĞU TÜRKİYE’YE KALACAK”

Mont Pelerin’de belirginleşen çıkmaz ile 1 Aralık akşam yemeğinde yeni Cenevre prosedürü anlaşmasıyla sonuçlanan dönem içerisinde ne olduğu sorulduğunda sözlerine “tam da dediğiniz noktaya, çöküşe sürüklenmeyelim diye” vurgusuyla başlayan Anastasiadis, şunları ekledi:

“Gerçeklerin zamanı da gelecek. Bunu hepimiz anlamalıyız. Bugüne kadar Türkiye’den, çözüm istediğine dair olumlu bir söylem işittik. Gerçekten isteyip istemediğinin sınanmasının gerekeceği zaman gelecek. Diyalog çökseydi veya uzun bir çıkmaz dönemine girseydik mesele, diyaloğa geri dönmeni daha da zorlaştıracak hangi etkileri olacağı değildi, sorumluluğu Kıbrıs Rum tarafına yükleyebilecek olmalarıydı. Yani çözümlerinde bulabileceğin konular için diyaloğa girmekten kaçar veya Mont Pelerin’de başaramadıklarını başarmak için diyalogda ısrar etmezsin. Oysa çok taraflı ve Türkiye’nin de katılacağı konferans ile olası sorumluluk, istilacı ve işgalci olarak garantör olmayı sürdürmek isteyen ülkeye kalacak.”

“HARİTA YOKSA KONFERANS OLMAYACAK”

Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Akıncı ile Cenevre’de yapacakları görüşmelerde her ne olursa olsun yine de 12 Ocak’ta konferansa gidip gitmeyeceği sorusuna şu cevabı verdi:

“Sayın Akıncı’dan dün işittiğimi üzüntüyle ve kesin bir dille cevaplamam gerekir ki iç yönetim ve mülkiyet konularında ilerlemeyi ve sonrasında harita sunulmasını ön şart koştu.  BM açıklamasında da açıkça belirtildiği gibi, harita sunmazsa, çoklu konferans olmayacak.”

Konferans için harita sunulması yeterli mi yoksa yakınlaşma mı olmalı? Sorusuna karşılık da Anastasiadis “Mümkün olduğunca çok yakınlaşma sağlanabilmesi, anlaşma yörüngesine girilebilmesi ve Mont Pelerin’de ortaya koyduğumuz gibi, haritalarda bazı farklar olsa bile önceden belirlenmiş kriterler olabilmesi için 9-11 Ocak arasında yoğun bir diyalog olacak” cevabını verdi.

“YETER Kİ KIBRIS CUMHURİYETİ’NE SAĞLANACAK GÜVENLİĞİN ÖNCEDEN BELİRLENMİŞ BİR SONA ERİŞ TARİHİ OLSUN”

“Hiç asker, hiç garanti kabul etmeyeceğiz demekle acaba çıtayı fazla mı yükselttik?” sorusu üzerine ise “Bu, Yunan hükümetiyle de görüşeceğimiz ve kamuoyu önünde tartışılmasının iyi olmayacağı izlenimine sahip olduğum siyasi bir konudur” diyen Anastasiadis şöyle devam etti:
“Bu, bir ülkenin tek yanlı garantörlük haklarının devam etmesi değil; Türk askerlerinin süratle çekilmesi, uzlaşılacakların normal şekilde uygulanacağının bir garantisi olması ve elbette taraflardan hiçbirinin endişesi olmaması için anayasal düzenin istikrarıyla ilgili garanti açısından mantıklı bir yaklaşım gerektirir. Şunları da söylemek isterim ki,  müzakerelere oturacaklardan hiçbirinde mantık eksik olmamalı, yeter ki Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sağlanacak – ki sadece Türkiye’yi kast etmiyorum- güvenliğin önceden belirlenmiş bir sona eriş tarihi olsun. Garantiler Güvenlik Konseyi tarafından da sağlanabilir, AB’den de, Türkiye’den de, diğerlerinden de.”

Anastasiadis, ortak savunma ve dış politika olmadığına göre AB’nin Garantiler başlığında oynayacak bir rolü olup olmadığı sorusuna karşılık, “askeri açıdan olmayabilir, dış politika ve AB’nin yapıları sağlamayabilir ancak AB’ye tam üye devlet sıfatı gerekli bütün garantileri sağlar” vurgusunu yaptı.

“AB Güvenlik masasında olacak mı?” sorusuna karşılık, “(antlaşmaya) taraf olmadığı için Garantiler konusunda, hayır. Güvenlik Konseyi üyeleri gibi danışmanlık rolü oynayacaklar. Taraflara yardımcı olacaklar” cevabını veren Anastasiadis devamla şunları söyledi:

“Modası geçmiş bir kurumda ısrar eden tarafın bu kurumun tasfiye edilmesi gerektiğini anlamasını kolaylaştırmak için anayasal düzenin, insan haklarının güvenceye alınması mekanizmalarını izah ettim.  Bu mantıkla,  Garantiler konusuna Bürgenstock’ta da hiçbir üçüncü taraf müdahil olmamıştı. O zaman da Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kimin temsil edeceği meselesi gündeme gelmemişti. Kafamda birçok soru işaret yaratan nokta da  bu. Neden bazıları bugün konferansın oluşumunu hatırladı da Bürgenstock’ta görmezden geldi? Ve neden Garantiler Bürgenstock’ta gündeme bile getirilmemişken bugün en üst konu haline getirdik –ki doğru da yaptık-?

“KONFERANS BEŞLİ DEĞİL DÖRTLÜ OLACAK ANCAK OLUŞUMU ALTI OLACAK”

Anastasiadis, “konferans beşli olmayacak derken, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de katılımıyla 6’lı mı olacağını kast ediyorsunuz?” sorusu da yöneltildiğinde “elbette” dedi, şunları ekledi:

“İsterseniz, iki toplumun katılımıyla dörtlü deyin. Neden dörtlü? (Antlaşmaya) taraf ülkelerden biri Kıbrıs, diğer üç taraf da üç garantör güçtür.  Ancak taraflar arasındaki müdahiller de iki toplumdur. Dolayısıyla antlaşmaya imza atan, dolayısıyla taraf olan, dört taraf Kıbrıs Cumhuriyeti ve üç garantör güçtür. Ancak garantiler iki toplumla da ilgili olduğundan iki toplum da (orada) olacak.” Gazetenin “oluşum olarak 6 taraf mı diyoruz?” diye üstelemesi üzerine “altı” cevabını verdi.

İMZAYI “KIBRIS CUMHURİYETİ” Mİ YENİ FEDERAL DEVLET Mİ ATACAK…

Anastasiadis, “Yeni düzene imzayı kim atacak? Kıbrıs Cumhuriyeti mi yoksa Akıncı’nın söylediği gibi ortaya çıkacak yeni federal devlet mi?” sorusu üzerine şunları söyledi:

“Beni öncelikle ilgilendiren, kimin müzakere edeceğidir ki bunu hallettik. Kimin imzalayacağı, Kuruluş Antlaşması’nı hariç bırakarak,  diyaloğun başarıyla sonuçlanmasına bağlı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin mihenk taşı -isterseniz yaratıcı deyin- olduğundan ve hukuki veriler temelinde devlet, iç yapısı açısından üniterden federasyona dönüşeceğinden, Kuruluş Atlaşması Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamının kararını/antlaşmasını da teşkil edecek.”

Kıbrıslı Türklerin dönüşümden söz etmediklerinin hatırlatılması üzerine ise Anastasiadis, şöyle devam etti:

“Dönüşüm meselesi, dönüşüm olacağını açıkça belirleyen hukuki yönden kaynaklanıyor. 1960 kuruluş kararı/antlaşması kesintisiz olacak BM veya diğer uluslar arası örgütlere üye devlet statümüz değişmeyecek.  Yeni durum (bu örgütlere) üyeliğe devam edecek.  Katılım Atlaşması’nın 10’uncu Protokolü tahtında AB üyesi devlet sıfatımız Kıbrıs’ın üye devlet kalacağını güvence altın alıyor. Avrupa konseylerinde liderlerin önünde Fransa Cumhuriyeti yazmıyor, Fransa yazıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti değil Kıbrıs yazılıyor. Bugüne kadar da bütün konseylerde, genel bütün atıflarda, üye devlet olarak Kıbrıs ifade ediliyor. Statüsü ifade edilmiyor. Ancak her halükarda, dönüşüm konusunda, uluslar arası sözleşmeler yürürlükte kalacak.  Burada, Kıbrıs Türk tarafı ‘KKTC’nin meşrulaştığını ve üye olduğunu düşündüğü mantığıyla, burada farklı bir takdim olabilir, ancak öyle değil. 11 Şubat 2014 için beni suçlayanlar, uzlaşılanları dikkatli okusalardı açıkça; Anayasa, önceden var olan değil oluşturulacak iki eyalet varlığını öngörecek denildiğini görürlerdi. Bundan da, müzakerelerin; yasadışı oluşum ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında değil,  iki toplum lideri arasında yapılmakta olmasından anlaşılıyor.  Çoğu kez sorun yaratan bizim argümanlarımızdır. Olumsuz görüntü yaratmak için hukuki açıdan da siyasi açıdan da dayanağı olmayan Türk argümanlarını kullanıyorlar.”

Anastasiadis, “Cenevre yolun sonu mu yoksa sonrasında devam edebilir miyiz?” sorusuna karşılık “devam edebilir (diyalog). İnandığım odur ki Cenevre’de nihai çözümün başarılması mümkün olmayabilir. Ancak, diyaloğun devamına olanak sağlanması için iyi ön hazırlık olacak.  Elbette bu müzakere masasında belli olacak. Keşke hepimiz –bunu söylerken Türkiye’yi de kast ediyorum- bir sona varmak için hazır olsak” dedi.

“CENEVRE YOLUN SONU DEĞİL”

Politis’in “Türk tarafı, Cenevre’de bütün prosedürün bittiğini düşünüyor”  iddiası üzerine sözlerine “Öyle bir şey söylendiğini zannetmiyorum” diyerek başlayan Anastasiadis, “Sayın Akıncı ve BM ile uzlaştığımız kadarıyla, sonuca varmak için büyük bir çaba harcayacağız. Ancak olmazsa, bitti addedilmeyecek” dedi, şöyle devam etti:

“Yüksek beklenti oluşmasını istemediğimden,  tamamlamamıza müsaade etmeyebilecek, açık konular var –özellikle de güvenlik ve garantiler konularında- diyorum.   Sonuca varmazsak halk açısından yeni bir hayal kırıklığı olmasını istemem.  Bugün yakınlaşmaya dönüşen çoğu konuda, diyalog başladığında, tarafların tezleri birbirine taban tabana zıttı. Sorunlar bildirilmediğinden,  bu görüşmenin belirleyici olacağı ve başarısız olursa bütün ümitlerin yiteceği hissiyatı yoktu. Aksine, Mont Pelerin hatası,  Mont Pelerin’e gidiş Türk tarafının –ve maalesef BM’nin- ısrarı idi ve verilen görüntü güya nihai çözüme gidiyoruz idi. Kıbrıs’ta izlenen prosedür izlenseydi,  halkın ikinci Mont Pelerin’den sonra hissettiği hayal kırıklığı hissedilmeyecekti.”

Anastasiadis’e, Cenevre’de anlaşma olması halinde imza atılıp atılmayacağı da soruldu. Sözlerine “İmzalar konusu hiç gündeme gelmedi, keza Annan planını da kimse imzalamadı. Onay verecek olan halktır” diyerek başlayan Anastasiadis, anlaşmanın tam da bu nedenle iki eşzamanlı referanduma götürüleceğini, kullanacağı oy ile onaylayacak veya reddedecek olanın da “halk” olduğunu söyledi.

“İlhak ile ilgili Türk tehdidine inanıyor musunuz?” sorusuna karşılık “asla göz ardı etmiyorum” cevabını veren Anastasiadis, “Akıncı’nın, olumlu sonuca varılırsa haziran ayında referandumlara gideceğiz genel takvimine katılıyor musunuz?”sorusuna şu cevabı verdi:

“Söylemem gerekir ki siyasi antlaşma başarılabilir ancak aşmamız gereken teknokratik konular var.  Merkezi hükümetin anayasasının, eyalet anayasalarının yazılması gibi. Kağıda dökülmesi gereken antlaşma ekleri de var.  Meşakkatli bir çaba olacak çünkü her kelimenin veya parça veya noktalı virgülün önemi var. Metin yazarlarına net emir verilebilmesi için siyasi antlaşma tamamlanabilirse yani çeşitli konularda sonuca varabilirsek, o zaman muhtemelen, evet.”

“SUNDUĞUM PLAN REDDEDİLİRSE YENİDEN ADAY OLMAM”

Olası bir gecikmenin ve Rum başkanlık seçimlerine yönelik kampanya dönemine sarkma ihtimalinin hatırlatılması üzerine Anastasiadis, soru cümlesinin tamamlanmasına bile müsaade etmeden “beni seçimler ilgilendirmez.  2018’deki seçimlerle ilgilenmedim, ilgilenmiyorum” dedi, özetle şöyle devam etti:

“Şu anda  Kıbrıs sorununun Kıbrıslı Rumlara tarafından kabul edileceği şekilde çözülmesiyle meşgulüm.  Bir Başkan’ın görevi, sonraki seçimler değildir.   İç yönetimle ilgili programının uygulanmasıdır ancak devletin var oluşuyla ilgili bir meseleyle karşılaşırsanız, önceliği ona verirsiniz. Dolayısıyla, seçim kampanyalarına kimlerin –istiyorsa-gireceği mesele değil.  Haklarıdır.”  Anastasiadis, görev süresinin son günü dahi Kıbrıs sorunuyla ilgileneceğini de ekledi.

Anastasiadis “bir plan sunarsanız ve reddedilirse, kendi misyonunuzu (başkanlık görevi) tamamlayacak mısınız?”sorusu üzerine “Öyle düşünüyorum. Neden yeniden seçileyim? Neden yeniden seçilmek için aday olayım? Referanduma sunulabileceğine kanaat getirir de bir plan sunarsam ve reddedilirse, sorumluluğu halk ve onu bu karara yöneltenler sorumluluğu üstlenir” dedi.

“HALKI HAZIRLAMAK İÇİN 2-3 AY YETER”

Olası referanduma Rum halkını hazırlamak için ne kadar süreye ihtiyaç duyacağı da sorulan Anastasiadis “zannederim 2-3 ay yeter” dedi, şunları ekledi:

“Uzun süre askıda kalma veya uzun süreli kampanya halk arasında çatlak yaratabilir. Ki bazıları halen halk arasında, çözüm isteyenler, üniter devlet isteyenler olarak bölmeye çalışarak çatlak yaratmak istiyor, çözüm içeriğinin doğru olması gerektiğini v.b. söyleyenler var.  Tezler biliniyor, daha fazla uzatmayacağım çünkü sözlerimin yangını tetikleme noktası olarak kullanılmasını veya muhalefet tarafından daha da yakıcılaştırılmasını istemiyorum. Çünkü aslında zıtlaşma yok. Kimilerinin istiyor göründüğü bölünme sürecine girmemek için çoğu zaman küfre varan söylemlere cevap vermekten kaçmaya çalışıyorum.”

“SENİNKİLER SANA GÜVENMİYORSA, BENİM TOPLUMUM NASIL GÜVENSİN”

Gazetenin “Bazı partilerin tavrı sizi güçsüzleştiriyor” gözlemini aktarması üzerine, “Kuşkusuz müzakerelerde sorun yaratıyor, bir manada yardımcı olurken diğer yandan zarar veriyor, çünkü Kıbrıslı Rum liderin itibarını/güvenilirliğini şaibeye sokuyor. Öteki tarafın cevabı da; sana seninkiler güvenmiyorsa benim toplum nasıl güvensin oluyor” serzenişinde bulunan Anastasiadis, şunları da söyledi:

“Dolayısıyla ölçü olsa, müzakere ettiğimizin de Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu olduğu herkes tarafından idrak edilse tavrın çok daha farklı olması gerekirdi.  Kıbrıs Türk veya Türk tarafının tezlerinden, bunları benimsemeyen başkan mesul değildir.  Maalesef Kıbrıs muhalefeti Kıbrıs Türk tarafının tezlerini kesin anlaşma olarak kabul ediyor, böylece halk arasında olumsuz ortam yaratıyor.”

AKINCI İLE ORTAK KAMPANYA

Cenevre’de olumlu bir sonuca varılması halinde Cumhurbaşkanı Akıncı ile referanduma yönelik ortak bir kampanya düşünüp düşünmediği sorulan Anastasiadis, “Bunu görüştük, evet, sonuca varırsak” cevabını verdi.

Gazetenin, “ama Kıbrıs genelinde genel bir ortak kampanya” diye üstelemesine karşılık da, “Evet.  Hakların izah edilmesi, uzlaşılan yapılar aracılığıyla her bir toplumun sahip olacağı korumanın izah edilmesi için. Tam da bu yüzden garantilerde ısrar etmelerinin hata olduğunu söylüyorum. Bir toplumu gerek merkezi devletten gerek diğerinin müdahalelerinden koruyacak devlet işleyişi vardır.”

 

Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kredo Muhasebe ve Danışmalık Şirketi, münhal açtı!..
Kredo Muhasebe ve Danışmalık Şirketi, münhal açtı!..
Bakanlar Kurulundan Kararname!..
Bakanlar Kurulundan Kararname!..